Kuşatma

Biri demişti: “Türkiye potansiyeli büyük bir ülke ve hep öyle kalacak”diye. Buna inancım her geçen gün artıyor. Tüm dünya ülkeleri yeni versiyonlarını piyasaya sürerken biz hep eski sürümü kullanıyoruz.

Çamura saplanmış tekerler gibiyiz, olduğumuz yerde dönüyoruz. Ve kimse sistemsel sorunlarla ilgili değil, herkes çıkarlarını besleyen şahısların peşinde koşuyor. Her tarafımız ABD projeleri, üst akıllar ve paraleller tarafından sarılmış durumda. 

Sorunlar çözülmüyor, aksine besleniyor. Çünkü bu sorunlar tüm iktidarların işine geliyor. Ve olan hep olduğu gibi halka oluyor. “Aptallık hata yapmamak değildir aynı hatayı tekrarlamaktır” derler. Galiba Türkiye aptal bir ülke. Ve belki de hep öyleydi ama biz göremedik. En azından umutlandığımız çok oldu. Şu bir gerçek ki; Türkiye kurulduğu günden bu yana hep kötü yönetildi ve hep suçu dışarıda aradı. Kolaya kaçtı. Hepimiz öyle değil miyiz? Kanımızda var bu. Biraz etrafınıza bakın. Kısa yoldan zengin olmanın, kolayca mutlu olmanın, köşeyi dönmenin derdindeyiz hep. Bir vekillik verilince, iyi bir yerde köşe yazarı yapılanca tamamen değişen kaç kişi tanıyorsunuz? Ve hep kolaylıkların peşindeyiz. Bu herkesin yüzünden okunuyor. 

Hep bir basitlik, umutsuzluk, karamsarlık hakim herkese. Bazen göremiyorsun olan biteni. İyi şeyler arasında ufak kötülükler güzel saklanıyor. Çözüm sürecinde askeri vesayetin kalkmasını alkışlarken yerine başka ve çok daha kötü bir sistemi koyduklarını göremedik mesela. Sivil vesayetin askeri vesayet kadar kötü olduğunu tecrübeyle öğreniyoruz. 

Binlerce insanın hayatına mal olmuş kemalizmi kazımaya çalışırken yerine başka bir lider kültünün konulduğunu da göremedik. Her konuda bir verip iki aldılar. Birkaç yılda oldu bunların hepsi. Çok ani ve derinden. Perinçek Kemalizmin kazandığını yazdı yakın zamanda. Bence haklı. Trump ve Putin güzellemelerini bile görüyorum reisçi hesaplarda. Ara ara liderlerinin heykelini yapmaya bile başladılar. Faşizme doğru ufak adımlarla ilerliyorlar. Elbette bu bir ırkçı faşizm olmayacak. Irkçılık günahtır. Bu bir dindar faşizmi olacak. Dini figürlerle süslenecek her yer. 23 Nisan’daki okul süslemeleri gibi sevimli de olmayacak.

Ulusalcılar kadar salak olmayan vasat kitlenin bir lider kültüne ihtiyacı vardı ve ‘reis’ imdada yetişti. Son baktığımda tv ekran görüntüsünü sosyal medya profil fotosu yapan ‘çok değerli yazarlar’ tüm suçların yeni zanlısı cemaatin Esad’la, PKK’yla, CHP’yle, DHKP-C’yle, Meral Akşener’le, Sebahat Akkiraz’la ve hatta Patrikhane ile bile bağlantısını kuruyorlardı. “Davutoğlu Fetöcü” diyemiyorlar şimdilik. Ara ara reisin yanına alıp ‘eski küskünleri’ gezdirmesi tüm işi bozuyor. Sadece “darbenin sivil ayağı nerede?” gibi muğlak sorular sorarak takipçileri olan kitlenin zayıf zihnini kurcalamakla yetiniyorlar. Baletler dahil herkesle fetö bağlantısı kuruluyor. Bir tek AKP ile bağlantısı kurulamıyor. 

Binlerce lira maaş alan, sadece iktidar ne derse onu söyleyen tetikçiler için bunu yapmak artık zor değil. Kimsede utanma duygusu kalmadı nasılsa. Kitleler de kendilerini onaylatmak ve vicdanlarını biraz olsun rahatlatmak için bu saçmalıkları paylaşıyor. Herkes herkesin saçmaladığının farkında ama söyleyemiyor.

Bu kendine yazar diyen tetikçi takımı sürekli kurdukları komplo teorileriyle ya tüm ülkeyi rezil ettiklerinin farkında  değiller ya da bunu bilerek yapıyorlar. Belli bir amaç uğruna. Hepsi bize yalan söylüyor. Bununla ilgili değilim gerçi. Bu zaman kaybı olur. En muhalif adama da o konumu/maaşı verseler o saçmalıkları yazardı. 

En kötü aylık 25.000 lira gibi paralardan bahsediliyor. Asgari ücret artarsa ülke batar diyenlerin kendi propaganda araçlarına kesenin ağzını açması takdire şayan doğrusu. Herhalde muhalifler daha az kazanıyordur. Nihat Genç’in öyle çok kazandığını sanmıyorum. Hatta ayı zor çıkarıyordur buna eminim. Sigarasına bile yetmiyordur. Çok içiyordu en son gördüğümde. Üslubuyla sorunum çok olmuştu, defalarca eleştirmişimdir ama bu tip adamlar satın alınamaz hakkını vermek lazım. İnandığı şeyi yazar. Ve hep sabittir. Oradan oraya rüzgara göre savrulmazlar. Bu açıdan bile düşünceleri ne olursa olsun saygı görmeyi hak ediyorlar. İnanmadan yazanlar öyle sırıtıyor ki. Bunu hemen görüyorsunuz.

Gerçi en reisçinin bile artık medyayı ciddiye aldığını sanmam. “Baklava imamı gözaltında” diye haberler vardı. Glikoz şurupları silah olarak değerlendirilecek muhtemelen. Genelkurmay imamı, üs imamı, mit tırları imamı diyerek gidiyor.. Odasında Gülen’e ait bir kitap bulunduğu için ateist akademisyenler bile görevden alındı. Ceza hukukunda yakının suçluyu saklaması bile suç değilken suçlu yakınlarını hapse atıyorlar. Yakalanan darbeci komutan kelepçelerden dolayı peçeteyi açamayınca yanındaki astsubay ona yardım edip peçeteyi uzattığı için “darbecilere yardım suçundan” tutuklu. 20 yılla yargılanıyor. Eski dönemde bizzat bakanlar, hatta başbakan tarafından telefonla aranarak cemaatçilere öğrenci yurdu yapması için zorlanan bir iş adamı bugün o yurdu yaptığı için “fetöyü desteklemek” suçundan tutuklu. En son Mehmet Altan’ın evinde arama yapan polisler kitap aralarında buldukları F serisi 1 doları kameralara gösteriyordu. Sanki tüm bunlar bir yerlerden tanıdık. Üzerinden çok zaman da geçmedi oysa. Değil mi?

İddialarına göre önce devletin her kademesini ‘nitelikli dindar’ gördükleri cemaate teslim etmişler,  sonra da ilişki bozulunca sürekli aracılar kullanarak anlaşmaya çalışmışlar. Ben demiyorum, bunu aracı Fehmi Koru diyor. İki taraf da birbirinin açıklarını ve günahlarını biliyor belli ki. Bu yüzden filler tepişirken çimenler eziliyor olabilir mi?

Oyun şifrelerini darbenin kodları diyerek veren bir medya var şuan. Kimsede ciddiyet kalmadı. Çok saçmalayan kazanıyor. BM genel kurulu diye çok başka bir salonun fotosunu manşetten veriyor yerli ve milli gazeteler.

 Bir başka büyük gazeteci Kandil’e kaçan darbeci hikayeleri anlatıyor. İngilizce yayında başka Türkiye yayınında haberleri başka veriyorlar. Ulusalcılarla alay eder, ülkenin en aptal kesimi ulusalcılar derdim eskiden. Hepsinden özür diliyorum. Daha aptalları varmış. Pişmanım. Her mağdurda, her haksız yere suçlanıp intihar eden kişide, hakkı yenende, diploması yanan her öğrencide, cephede ölen her askerde, darbe girişiminde vurulan her insanda, hapse atılan her muhalifte benim de sorumluluğum var. Direkt değil ama dolaylı yoldan bunların oluşmasını sağlayan sistemi destekledim. Beni affetsinler.

Öyle bir sistem kuruldu ki bugün sıradan bir yolsuzluk soruşturması bile yapılamaz bu ülkede. Ben en az 10 yıl hiçbir savcının buna kalkışamayacağına eminim. Birileri bu fırsatı değerlendirecektir. Böyle bir savcının kalmadığı da söyleniyor gerçi. Hepsi ‘yerli ve milli’ olanlarla yer değiştirmiş. Bu durumda yapabileceğimiz tek şey ellerimizi açıp dua etmek. Umarım devlet makamlarındaki herkes iyi insanlardır. Hiçbirinin parada gözü yoktur. Bizleri koru ve ışığınla aydınlat. Amen.

Haberleri okurken bir şey hissediyor musunuz? Herkesin tüm konularda bu kadar hem fikir olması bence ürkütücü. Bir çok ilk yaşanıyor ülkede ama sanki sıradan bir günmüş gibi ve olanlar doğalmış gibi rol yapıyor herkes. Fetö’nün x şube imamını elinden kaçıran devlet kayınvalidesini ve baldızlarını gözaltına alıyor ve tutukluyor mesela. Galiba hukuki olarak ilk kez rehine kullanıyor devlet. Ve ilginçtir en kritik adamlar hep ellerinden kaçtı. ‘Fetöcü’ bir futbolcunun babası gözaltına alınıyor ve tüm mal varlıklarına el konuluyor. 

Suçun şahsiliği ilkesi zaten mumla aranıyor. Belli bir sendikaya üye öğretmenlerin tamamı bir gecede meslekten atılıyor. Sonra itirazlar üzerine geri geldiler sanırım. Yargının itiraza göre işlemesi ayrıca incelenmeli ama dedim ya hangi birini anlatacaksın. 

Daha önce devlet tarafından desteklenmiş üniversitelerin diplomaları bir gecede iptal edildi. Kürtçe çizgi film kanalı bile bu cümbüşte kapatıldı. İşte tam buna fırsatçılık deniyor sanırım. Öncesinde bugünün tüm siyasi liderlerinin açılışına katıldığı o gün için tamamen yasal bir banka üzerinden evinin satışını yaptığı ‘iddiasıyla’ baş balet meslekten ihraç edildi. Oysa zamanında bu banka üzerinden tonla yandaş gazeteci, siyasi, bürokrat düşük faizle kredi alıp kendisine villa, arsa, yallı aldı. Kimse onlara dokunmuyor. 

Sosyalist, muhalif bir ton akademisyen fetö ile irtibatlı oldukları iddiasıyla görevden uzaklaştırıldı. Yeni durumları ne bilmiyorum. Kimse de merak etmiyor. Tüm davalarda baktıkları tek şey 17/25 sonrasını kapsaması. Bu nokta çok önemli. Devlet adalet hissiyle değil intikam hissiyle hareket ediyor. Neden milat 17/25? Çünkü öncesinde devlet bir zarar görmedi. Başkaları gördü, başkalarının hakkı yendi, başkaları hapiste yattı. İlla bir milat alınacaksa 2007 Ümraniye’deki gecekonduda silahların çıktığı tarih alınabilir. “Komplo oradan başladı” dersen bu mantıklı olur hatta. Bu haliyle inandırıcılıktan uzak. Veya daha cesursan 2004 MGK kararlarını alırsın. Ama bu biraz zor olur. O dönem devlet kademesinin sana ‘çete’ dediği bir örgütü 10 yıl boyunca himaye edip, besleyerek 100 kat büyümesini sağlamış olursun. Ve yüzlerce insanın vebali boynunda olur. Bunu yapamazlar. Gerçi yapsalar da bu suçun bir yaptırımı olmaz. Yine sandığa gideriz en çok. Buralarda ne öncesinde ne sonrasında bir sorun görmüyorlar. 2011’de sorular çalınırken de iktidar bunda bir hak/hukuk sorunu görmedi. Ses etmedi. Nasılsa nitelikli dindarlar alıyordu soruları. Şimdi o nitelikli dindarları araya muhalifleri de katarak temizlemeye çalışıyorlar. Sonra yerlerine koydukları kişileri başka iktidarlar temizleyecek. Kısır bir döngü.

Hangi birini anlatacaksın. Her doğan gün yüzlerce saçmalık oluyor ülkede. Ve bunları sıradan ve normal bulanlarla yaşamak zorundayız. “Darbe başarılı olsaydı” diyerek sürekli kurulan her cümle aslında gözaltına alınan, tutuklanan, meslekten atılan veya intihar eden alakasız insanlara karşı toplumda oluşabilecek acıma hislerini ve sorgulamayı yok etme amacı taşıyor. “Darbe girişimi” muhtemelen şehitleriyle beraber yaşatılacak ve diri tutulacak birkaç yıl. Yeni devrim mahkemeleri cezaları keserken..

Adaletsizlik onlara ulaşana kadar elleri patlayana kadar alkışlayan reisçiler bile ufak şoklar yaşamaya başladı. Bir gecede kanun hükmünde kararname ile doktorası yanan onlarca reisçi sanalda isyan etti. Ben ilahi bir adalete inanmıyorum ama bu olanlar tam da bu. Belli adaletsizlikleri görmezden gelirsen er geç sıra sana gelir. Bu hep böyledir. Üstelik sen başkalarına olan haksızlıklara sustuğun için bu sefer de sana susacaklar. Ben onlar içinde üzülüyorum tabi. Yoksa onlardan bir farkım kalmazdı.

“CHP ile koalisyon vatana ihanettir” diyen az akıllılar Ömer Halisdemir’in ailesinin ve yüksek ihtimalle kendisinin CHPli olmasıyla biraz utanırlar demiştim ama yanıldım sanırım. Çoğu adını bile doğru yazamıyor. ‘Yenikapı ruhu’ ile adı sadece imamhatip liselerine verilen Halisdemir muhafazakârlar için modern bir Kubilay olma yolunda ilerlerken asıl soru yeni Türkiye’nin yeni istiklal mahkemeleri hangi masumların canını alacak? Muhtemelen makamını ve konumunu korumak isteyen her ‘adalet bekçisi’ kılıcını daha sert vurmak isteyecek artık. Çünkü tam yukarıda yüce lider onlara bakıyor ve izliyor. Tüm medyayı izlediği gibi.

Muhtarları bile kendine bağlayan liderimiz hem her fırsatta yasamanın, yürütmenin ve yargının başı olduğunu söylüyor hem de “at izi it izine karıştı” diyerek yıllar sonra kurduğu sisteme yapılacak eleştirilerin önünü kesiyor. Her şeyin savcısı/yargısı oluyor ama hiçbir davadan hiçbir yargı sorunundan mesul tutulamıyor. Hedef hep o oluyor. “Emri ben verdim” diyor ama günün sonunda her şeyi fetö yapmış oluyor. Tvlerdeki alt yazılara müdahale ediyor, spor kulüplerine seçilecek başkanları seçmeye çalışıyor, istediği bakanı, başbakanı görevden alıyor, iç/dış her politikayı o yönetiyor, yargıyı ayağına çağırıyor, her istediği oluyor ama günün sonunda hep sistemden mağdur ediliyor. Daha nasıl bir güç istiyor bilen yok. Son süreçte başkanlık ihtiyacı bile kalmadığından olsa gerek yandaş yazarlar bile bu konuyu pek dillendirmiyor. Evet şiir okuduğu için hapse atılınca, partisi kapatılma tehlikesi altındayken, cumhuriyet mitingleri ile sıkıştırılırken, e-muhtıra ile hizaya sokulmak istenirken mağdurdu. Ama hayır, bugün değil. Üstelik artık çok farklı biri. Bunu da ben demiyorum. En yakınındakiler diyor. Kendi seçmen kitlesini yaratmadı sadece ayrıca onları yetiştirdi de. Kitleye bildiği her şeyi o öğretti. Ne bilmeleri gerekiyorsa o kadarını. Tek güvendikleri tek inandıkları mutlak liderleri dışında kimse umurlarında değil artık. Zaten bu yüzden gözlerini kapamış ve kulaklarını tıkamış durumdalar. Başka çareleri de yok. Aynaya cesurca bakabilseler görecekleri şey kemalistlerden farklı değil. Kemalistlerin emperyalizm, dış mihrak goygoyunu biraz evirip çevirerek ‘üst akıl’ yaptılar sadece. Bakanları, başbakanı dinleyen, ciddiye alan yok. Meclisin varlığı bile tartışmalı. Tek adam rejimi bir efsaneden çok giderek gerçeğe dönüşmüş durumda. Oysa o kadar kolaydı ki milli birlik ve bütünlüğün sağlanması. Tüm imkanlar elindeyken, bu kitlesel destekle, bu kadar güce rağmen bunu heba edişini görüyorum. Belli ki bunu pek önemsemiyor. Kafasında çok başka planlar var. Hem kendisini hem ülkesini çok fazla önemseyen her liderin düştüğü tuzağa düşüyor.

Önce cemaat dışında başka muhalif medya bırakmadılar sonra da orada yazdı diye insanları hapse atmaya başladılar. Güvenlik ve istihbarat komisyonu başkanlığına ilahiyat mezunu koyuyorlar, Tuğrul Türkeş’i Kürtleri rehabilite için görevlendiriyorlar, Tübitak’a hayvanat bahçesi müdürü atıyorlar, alevilerden kaçan mültecileri alevi köylerinin ortasına yerleştiriyor, milli eğitim bakanlığına hukukçuyu getiriyorlar, çoluk çocuk üzerinden siyasi operasyon çekiyorlar… Medya pelikancılara, ekonomi Cemil Ertem’e, dış politika Yiğit Bulut’a, Kürt sorunu ergenekonculara emanet. Hani daha ne saçmalık olabilir ki dediğimiz her şeyi artık bir gerçek olarak önümüzde duruyor.

Eğitimli insanların eskiden bir değeri olurdu ve toplumda saygı görürlerdi. Artık bir değerleri yok. Elitizmle mücadele edeceğiz diyerek diploma o kadar aşağılandı ki artık kimse bununla gurur duyamıyor. Sokaktaki adamın gözünde hiçbirinin değeri yok. Tek değer sandıkta verilen oy. Tek saygı gören meslek müteahhitlik ve ihale kapma. Al sat işi yapanlara saygı duyuyor devlet. Zaten en çok onu destekliyor. Kendisi bile bundan kazanıyor. Arabalara, benzine koyduğu vergiyle bile üreticiden daha çok kazanıyor. Sadece paraya saygı duyuluyor. Dindarların imajı ise eski saygınlıklarından çok uzak. Herhalde en büyük zararı da dine verdiklerini çok sonra fark edecekler. Umurlarındaysa tabi eğer. Her meselede bir siyasetçi “benim derdim islam” dediği zaman haliyle ona yöneltilen her eleştiri dine de dokunuyor. Muhalif kitle din kalkanını geçemeyince dine de muhalif olmak zorunda kaldı. Böylece hem muhafazakâr seçmen konsolide ediliyor, çevrelerine toplanıyor hem de ‘siyah-beyaz’ taktikle öteki düşman/seçmen yaratılıyor. Bu planın tuttuğunu söyleyebilirim. Ama bir millet olmanın, vatandaşlık bağıyla bir ülkeye aidiyetin bu şekilde topluma gelmeyeceğine eminim. Bu seçim kazandırıyor ama birliği sağlamıyor.

10 kez Alevi çalıştayı yaptılar hiçbir sonuca varamadılar. Bir şekilde Alevilerin sorunlarına kulaklarını tıkamış durumdalar. Hatta ara ara onları kaşıyarak karşıtlık üzerinden kendi seçmenlerini etraflarına topluyorlar. Yemen’de katliam yapan Suudların, Halep’in katilo Rusların yanında durarak yapıyorlar bunu. Çelişki içinde yüzüyorlar.

Türkiye’de dönüşümü sağlaması gereken en büyük parti, muhalefet partisinin lider değişimini oy kaybı yaşamamak için yargı eliyle önlemeye çalışıyor. Meral Akşener’e sırf bu sebeple tetikçilerle, yalanlarla saldırıp, partiden ihraç edilmesini sağladılar. Eski bir videoda söylediği “ben başbakan olacağım” ve “yurtta sulh cihanda sulh” sözü en büyük kanıtları. Hem “ülkede muhalefet yok” diyorlar hem de muhalif partilerin yapıcı eleştirilerini kulak arkası edip tüm önergelerini geri çeviriyorlar. İyi bir demokrasi ve Türkiye’nin daha iyi yerlere gelmesi sanıyorum pek dertleri değil. Tek dertleri ülkeyi kurtarmak. Muhtemel ki her despot liderin derdi budur. Esad’a sorarsanız size ülkesini düşmanlardan kurtardığını söyleyecektir. Yüzbinlerce kişinin ölümüne, milyonlarca kişinin göçüne yol açtığını söylemez. Kafalar hep böyle çalışır.

Vasatlık her yerde iliklerimize kadar işledi. Son günlerde herkese fetöcü, ABD ajanı diyenlerden daha büyük terörist görmedim. Daha 5 yıl önce yine yüksek perdeden bağırıp başka insanların hayatlarını kararttılar. Sonuç? Hiçbir şey olmamış gibi sabah kalkıyor, kahvelerini yudumluyor ve yeni yazılarını yazıyorlar. Dün Etö’ye yükledikleri tüm suçların, haberlerin, yazıların başına ‘f’ harfi getirerek tekrar yazıyorlar. Türkiye bu halde.

Mahçupyan, Taşgetiren, Bayramoğlu, Akyol gibi birkaç yazar çırpınıyor ama artık işe yaramaz. Çok geç. Turgay Oğur’un dediği gibi maymun kafesine konulup teşhir edilebiliriz.”Yeni Türkiye söylemine inanan aptallar bunlarmış” diyerek şehir şehir gezdirebilirler bizi. Her saçma gözaltı haberinde bunu hayal ediyorum. Kafeslere kapatılmışız. Meydanlarda dev heykellerin yanından geçiyoruz. At arabaları yavaş yavaş çekiyor bizi. Cahilliğiyle övünen büyük bir kitle heykellere selam durup kafeslere “milli irade” yazan seçim sandıkları fırlatıyor. Gözlüklüler ve üniversiteliler sokak aralarından toplanıyor. Kaçamıyoruz. Hepimizi kafeslere tıkıyorlar. Kirli elleriyle uzun burunlu bir memur kafeslere konmadan önce alnımıza örgüt adının damgasını vuruyor. Atılan sandıklar kafes demirlerine vurup parçalanıyor. Her yer sarı. Sapsarı. Gözümüzü batan güneşe doğru çeviriyoruz. Giderek hava kararıyor. Teyzeler, çocuklar, esnaf herkes kafes aralıklarından bize tükürmek ve bir şeyler fırlatmak için geliyor. Sandıklar gürültüyle patlıyor demirlerde. Bam bam! Sonra uyanıyoruz.

Daha dün Uludere’de siviller bombalandığında bunun sorumluları ödüllendirildi. Ermeni bir yazar sırtından vurulduğunda bunun sorumluları terfi ettirildi. Malatya’da 3 tane misyonerin boğazını kesip öldürenler için “hükmen tutuklanmalarına yer olmadığı” şeklinde karar veren yargı Atilla Taş’ı tutuklu yargılıyor. Atilla Taş tarafından yok edilecek bir ülke/sistem her ne ise zaten çökmeli. Adalete inanan 1 kişi bile kaldığını sanmıyorum. Adalet dağıtanların bile.

Haberlere bakıyor musunuz hiç? Pazar yeri gezen ve “domates fiyatlarını” yazan muhabirler dolu ortalık. Kimse riskli konuları yazmak istemiyor. Bu derece korktukları bir dönem olmuş muydu? Pek sanmıyorum. Müteahitler ve damatlar yönetiyor tüm ülkeyi. Sanalda bir avuç trolle gündem belirleyip sadece istedikleri şeyleri konuşturuyorlar. 

Medya da aynı durumda. Hiçbirinin ciddiyeti kalmadı. Açık oturumlarda şov yapılıyor. Spor programlarında boynunda yılanla çıkıyor yorumcu, dizilerde ciddi, güzel tek bir hikaye yok. Zihin açıcı, gerçekten bizi anlatan tek bir dizi yok. Salak aşk dizileri ve zengin hayatları ile uyuşturulmuş durumda halk. Kaç kişi gazetelere inanıyor artık? “Savaş çıktı” diye yazsalar inanır mıyız? “Flash gelişme”, “Son dakika” diye yazdıkları haberleri ciddiye alan, tıklayan kaldı mı? Çünkü herkes herkesin yalancı olduğunu biliyor. Hissediyor, görüyor, biliyor ama söyleyemiyor. Oportünizm ve mecburiyetten. Biraz da belirsizlikten ve maceradan korktuklarından. En kötü yönetim belirsizlikten iyidir diyorlar.

Hapishanelerde yer kalmadığından ve genel/kısmi bir affa ihtiyaç duyulduğundan söz ediyorlar kısık sesle. Mutlak liderimizin darbeden bir gün sonraki o karmaşada bile aklındaki tek şey topçu kışlasını yapmaktı. Hırsı Kemal’e yakın. Belki daha fazla. Benzer metodlarla en yakınındakileri siliyor. Bunu yaparken aşağılayarak yapıyor. Yola çıktığı herkesi yolda bulduklarıyla değiştiriyor. Ortadaki tek ‘davanın’ kendisi olduğuna herkesi ikna etti. Ustaca başardı bunu. O demek Türkiye demek artık. Halk ne istediyse veriyor ama yetmiyor. Başkanlık şimdi tek arzu. Tekrar ediyor her şey sadece. Reisçi denen sorgusuz biatçı bir güruh kemalistleri mumla aratıyor. Hiçbirinin bir görüşü yok. Liderleri ve tetikçi yazarlar ne derse onu diyorlar. Elden ele ücreti uzatıyorlar sadece. Ayıbın ve günahın mahrem yerlerimizi örtmek dışında bir tanımı olmalıydı değil mi? Önce kibrimizi örtmeliydik.

Hiçbirinin yaptığı iş gazetecilik değil. Geleceği dizayn edebileceklerini sanıyorlar. Bugün bile ellerinden kayıp gidiyor. İktidara geldiklerinde 5 yaşında olan çocuklar şimdi 20 yaşında. Yine de yönetimden kaynaklanan tüm sorunlara başka bir suçlu bulabiliyorlar. Kemalist eğitim sistemi diyordu biri hatta. Kemalist eğitim sistemi mi kaldı? Veya kaldıysa sen 15 yılda ne yaptın? Ah pardon yol yaptı. “Vardır bir bildikleri” dediklerimizin hiçbir şey bilmediği tüm çıplaklığıyla ortada artık. 15 yılda 15 darbe. Sadece ara ara günah keçisi buluyorlar. Sonuç olarak bize ne yarattılar? Hangi köklü değişikliği getirdiler? Sistemsel hangi sorunu çözdüler? Ellerindeki tüm imkanlara rağmen bunu beceremediler.
Bizim gerçeğimiz bunlar artık. Sattığı ete saygısızca öpücükler atan lokanta sahipleri bizim gerçeğimiz, orada iftar açmak için 1000 lira veren görgüsüz dindarlar bizim gerçeğimiz. İhaleleri kapan islamcılar, sabah akşam kadın programları izleyen halk bizim gerçeğimiz.

Gerçeğimiz bu.

Medyada sporda sanayide her yerde yalan, dolan, yağma ve talan var. Ülke, olmayan sistemiyle yıllardır ırzına geçilmiş bir hukuk ve yargı düzeni ile yaşatılmaya, ayakta tutulmaya çalışılıyor. Ara ara hapishaneleri dolunca küçük aflarla ve “pardon”larla boşaltılarak.

İktidarı muhalefeti hepsi aynı. Kaçacak yerimiz kalmadı. Her yerden kuşatıldık. Vasatlık ve yalancılık denizinde yüzüyoruz artık. Bunu hak etmiyor bu ülke. Bu kadar olmamalı durum. Yani olmamalıydı.

Bir tarafta vasat, konuşmaktan aciz bakanlar, bir tarafta onun sözlerini çarpıtan, fizikleriyle alay eden yalancılar.. Bir tarafta damadını bakan, şoförünü vekil yapanlar, bir tarafta oğluna belediye bırakanlar, devlet dairelerine akrabalarını dolduranlar.. Bir tarafta 300.000 kişinin katiline heyet gönderenler, alkışlayanlar, bir tarafta 30 küsür insanı eve giderken öldürmüş canlı bombanın ailesine taziyeye gidenler.. Bir tarafta savaştan kaçan insanlara iğrenerek bakan ‘sosyal demokratlar’, bir tarafta dilinden din, iman, dostluk, kardeşlik düşürmediği halde bunları mumla aratanlar.. Bir tarafta Halep katliamlarını ses çıkarmayan muhalefet, bir tarafta Suudilerin Yemen’deki katliamlarına ses çıkarmayan iktidar.. Bir tarafta 80 yaşındaki ihtiyarlara elini öptürenler, bir tarafta liderleri ne derse onu sorgusuz kabul edenler.. Bir tarafta 400 bin liralık saat takan islamcılar, diğer tarafta oğluna Ferrari alan sendikacılar.. Bir tarafta sarılınca ceplerimizi kontrol ettiğimiz dindarlar, diğer tarafta dine küfür etmeyi, rakı içmeyi modernlik ve marifet sananlar.. Bir tarafta şehidin kerpiç evinin fotosunu paylaşmak için yarışan ilgi orospuları, bir tarafta o şehidin cenaze namazında babasını arkaya atmış siyasiler, kamyonete yüklenmiş şehitlerin cenaze tabutları..

Bir tarafta vasatlar bir tarafta yalancılar. Bir tarafta namussuzlar, bir tarafta katiller..

Beraber yarattık bunu. Herkesin emeği var. Hepimizin var. Ve kaçacak hiçbir yer yok. Her yönden kuşatıldık. İktidarı muhalefeti vasatlık denizindeyiz artık. Muhtemelen birkaç yıl daha böyle de devam edecek. Sadece ara ara “buyrun sandığa” diyecekler. Kötüler içinde en az kötüyü seçmemiz için…

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s