Çocuklar Cennete Gider

Cp_75G3WIAAShGz

 

Dün PKK saldırısında ölen bir çocuğun(Hüseyin Utku Gülbahar) annesi haykırmış “oğlum karanlıktan korkar onu babasıyla birlikte gömün” diye. Bu cümle beni mahvetti ve yıllar öncesine ait bir anıma götürdü. Başka bir çocuğun ölümüne. Aslında bir bebeğin.

Teyzemin hiç oğlan çocuğu olmamıştı. 4 çocuğun 4’ü de kızdı ve o zamanlar köyde erkek çocuk çok ciddiye alınırdı. Hâlâ da öyledir sanırım. Teyzemin kocası bunun ezikliğini yaşamış olmalı. Hiç söylemedi ve belli etmedi ama muhtemelen yaşadı. Ne zaman köy kahvesinde biri “oğlum oldu” diye sevinse içten içe kıskanmıştır onu. Buna eminim. Kim olsa kıskanırdı. Yıllar sonra teyzemin erkek çocuğu oldu. Herkes çok sevindi. Dualar edildi adaklar adandı. Teyzemin kocası kahvede uzun bir süre herkese çay ısmarladı. O zamanlar annemle beraber yaylada ineklere bakmak zorunda olduğumuzdan ancak birkaç hafta sonra ziyarete gidebildik. Selim’i minicik beşikte salladığımı hatırlıyorum. Bu ahşaptan yapılma, sağa sola sallanan, renkli çizgileri olan beşiklerden hani. Yazmalı güzel oyalarla örülmüş süsleri tepesinden sallanırken masmavi gözleriyle bana bakıyordu. Gözleri gibi her yer maviydi. Erkek olduğunu belli etmek için ne varsa mavi renk almışlardı belli ki. Bu gururu yaşamışlardı. Tüm gün abilik yaptım ona. 6-7 yaşlarında olmama rağmen o günü ve o ana dair her şeyi hatırlıyorum. Hatırlıyorum çünkü birkaç hafta sonra büyük bir şok yaşadık. Ateşli bir hastalık sonrası Selim aniden öldü. Hepimiz kahrolduk. Sanıyorum saf inancımı da ilk yitirişim o zaman oldu. İlk orada sarsıldım. O çocuğu neden yanına almıştı Allah? Yüzlerce, binlerce kötü insan yaşarken neden o? Neden Selim? Allah’ın ufacık bir bebeği koruyamayışını o zamanlar çocuk aklımla bile çok sorgulamıştım. Hâlâ da sorguluyorum. Teyzem günlerce ağladı. Biz ağladık. Herkes ağladı. Bir gün sonra sisli ve yağmurlu bir havada annemle beraber mezarlıktaydık. Beyaz sakallı köy imamının duaları eşliğinde ufacık bir mezara koydular Selim’i. Sanki sıradan bir iş yapıyormuş gibi etraftaki ruhsuz kalabalıkla beraber öylece izledik. Bir adam kocaman, nasırlı elleriyle minicik bedenini toprağa gömdü. Üzerine kat kat toprak attı. Hiçbir şey olmamış gibiydi herkes. Sanki sıradan bir şeydi bir bebeğin ölümü. Kimse delirmedi. Hem ağlıyor hem de şaşkınca etrafı izleyip söylenenleri dinliyordum. Uğultular ve ağlamalar arasında dolaşan fısıltılar duyuluyordu. Bir süre sonra perde kalktı ve hepsi çok net duyulmaya başladı. Köyün kadınları ve erkekleri bir şeyler mırıldanıyordu. “Zaten ölecekti”, “hastaymış diyorlar”, “köylük yerde bakamamış anası”, “erkek çocukları hep düşük yaparmış”, “takdiri ilahi kardeş”, “allah rahmet eylesin”, “çocuklar cennete gider”… Onlarca boş söz arasında kaybolan tek gerçek Selim’in minicik bedeniydi. Cenazeden sonra herkes dağılırken dönüş yolunda son bir kez geriye dönüp baktım. Teyzem mezarın başında elindeki Kuran’dan dualar okuyordu. Hemen yanında eşi. Ben etkilenmeyim diye babaanemle beraber beni eve gönderdiler. Annemse cenaze evinde kaldı. Mezar yeri bizim evin balkonundan belli belirsiz seçilirdi. Mısır tarlalarının içinde elma ağaçlarının olduğu tek yer oraydı zaten. Hemen üstü aile kabristanı. İlk gece sadece birkaç sokak lambasının aydınlattığı karanlığa doğru ağlamaktan kıpkırmızı olan gözlerimle camdan bakarken şöyle düşünüyordum: Korkar mı acaba karanlıktan?

Neler yapacaktık kim bilir. Çok görüşemezdik eminim. Yazdan yaza gelip “okul nasıl gidiyor” diye sorardım. “Abi şu bölümü yazayım mı?” derdi bana belki. Kazanacağı bir sürü okul, gireceği bir sürü vize, final vardı ama Selim öldü. “Yine çaktık dersten” deyip cakasını atacaktı belki okuldaki kızlara, sırf süt çocuğu sanılmamak için sigaraya başlayacaktı, okulun en güzel kızına vurulacaktı belki, onu görmek için erkenden kalkacak ve hiç sevmediği dersin sıralarına koşacaktı ama Selim öldü. Okul biter bitmez askere gidecekti. Askerde ziyaretine gidecektim belki. Fişek gibi asker olacaktı böyle çakı gibi. Gelince de sevdiği kızla evlenirdi. “Abi düğünüme beklerim” diye davetiye gönderirdi. Sadece davetiye göndermez muhakkak arardı da. Eminim arardı. 2+1 evle başlar zamanla büyütürlerdi. Olurdu bunlar. Yani belki. Yüzlerce söz vardı söylenecek ve yüzlerce yapılacak şey. Ama Selim öldü. Kocaman nasıldı elleriyle gömdüler minicik bedenini. Belki Hüseyin Utku’da onun yanındadır şimdi. Her neredeyseniz güzey uyuyun çocuklar. Hem ne demişti ak sakallı hoca? Çocuklar cennete gider.

Reklamlar

“Çocuklar Cennete Gider” için 2 yorum

  1. Çocuklar ölü bedenleri ile cennete gider de, analar… diri diri ateşlere girerler de kimse bir şey yapamaz. Tanrının şefkati dışında sığınacağımız hiçbir ağaç kavuğu da yok bu dünyada… Evlat acısı çeken bir anaya dilenecek en güzel temenni bir an önce kavuşmaları mı olur acaba? Peki ya sebep olanlara hangi ceza söndürür ananın içine girdiği alevleri? Ya, bu ateşten sıçrayan kıvılcımlarla bir kaç damla gözyaşımızın akmasına sebep olan bizlere kimler anlatabilir adaleti? Ne garip değil mi?

  2. Üstad Merhabalar,yazılarınızı Hasan mezarcı postundan beri takip ediyorum.Sizin tarafınızdan yazılan beğendiğim postları kendi blog siteme Sizden alıntı olduğunu belirterek ekledim yüksek müsaadenizle.Önce izin istemek yerine işi yaptıktan sonra izin isteme durumu oldu.
    mevzu bahis blog sitesi : http://ahmethasfenerci.blogspot.com.tr/search/label/%C3%96ylesine%20bir%20%C5%9Feyler
    İstemediğiniz takdir de bana mailden yada blogdan ulaşmanız yeterli.Kaleminiz kuvvetli yüreğiniz ferah olsun =)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s