Pelikan Akıllılar ve Siyasi Vasatlık

İlginç 1 hafta daha geride kaldı. Şaka değil bizim gibi aksiyon seven insanlar gerçekten başka bir ülkede yaşayamaz. ‘Göklerden gelen kararlar’ ve ‘milli irade’ sopasıyla onlar gibi düşünmeyen herkesi yok etmeye programlı, komplo teorileriyle sulanmış  zihinlere karşı daha fazla sessiz kalamazdım. Belli bir kitle yapıcı eleştiri yapan, “böyle olsa daha iyi olur” diyen herkesi ötekileştirmeye çalışıyor ve asla liderlerinin hata yapabileceğine kanaat getirmiyor. Sabah akşam liderlerine tapınma ayini yapan kemalistlere gülüyorlardı ama günün sonunda onlardan farksızlar. Hatta kemalistlerde en azından biraz derinlik vardı bile diyebilirim. Bunlarda o da yok. Sonradan geldikleri mahalleyi çok sevdiler ve o mahallede oturan herkesi yavaş yavaş gönderiyorlar. Daha kötüsü bir şekilde bu şımarıklığa izin veriliyor ve göz yumuluyor. Gezici hovardaların muhafazakâr mahallenin camisine bırakıp kaçtığı bu çocuklar gelecek için büyük bir sorun.

image

Öyle veya böyle. Bunun adını koymak lazım. İmzasız bir blog yazısı sonrasında bir başbakan azledildi. Algı ve görüntü tamamen böyle. “4 ay önce istifa etmişti”, “daha önceden planlanmıştı”, “uyumsuzluk vardı” ile asla ilgili değilim. Görüntü ile ilgiliyim. Bu cemaat eserlerine benzeyen blog yazısını paylaşan ‘kariyerist’ gençlerle de ilgili değilim. Yeni yeni buradalar, popülerliği sevdiler ve bunun heyecanı içinde yazıp yazıp siliyorlar. Zamanla operasyon yapmayı da öğrenirler. Asıl bu kullanışlı aptalları kimin kullandığıyla ilgiliyim. Birileri bir duvar örüyor ve içerisine tanımını kendilerinin yaptığı “milli ve yerli” olmayan kimseyi almayarak hukuksuzluk yapmayı, siyasal linci ve yalan söylemeyi kendine hak görüyor. Bir dalkavuk sürüsü tüm herkese akıl verip, itibar suikasti düzenleyebiliyor özgürce. En son Davutoğlu’nun ‘Amerikanın adamı’ olduğu ortaya çıktı. İhaleyi arttıran kazanacak. En yüksek perdeden bağırana ön koltuktan yer verilecek. Kendilerine ‘reisçi’ diyen bu pelikan takımı RTE’yi ona oy vermiş herkesten korumaya çalışıyor akılları sıra. “En çok reisçi benim” diyerek ön plana geçme çabaları o kadar sırıtıyor ki. Çoğunun en fırtınalı günlerde nerede olduğunu bile bilmiyoruz. 17-25 Aralık, Gezi veya kapatma davasında neredeydiler acaba? Bir çoğu belki lisede.

Aslında bir saçma metinle gitmedi Davutoğlu. Bunu herkes biliyor. O sadece çok daha önceden hazırlanan, bizim tam anlamlandıramadığımız ve belki uyanamadığımız olayların son vuruşu oldu. Pelikan dosyası denen şeyi okurken ilk hissettiğim bunun ‘düşük profilli’ biri tarafından yazıldığıydı. Büyük harfle yazılan ‘reis’ vurgusu ayrıca içine düştüğümüz çapsızlığın ve sığlığın madalyası olarak parladı tüm metin boyu. Gezi ve 17-25 Aralık benzeri bir dil kullanıldı. Aynı benzeri isimsiz iddialar, tehditler… Ki dosya adı olarak seçtikleri film 17 Aralık tarihinde vizyona girmişti. Her şeyden komplo teorisi çıkaranlar buna da baksın. Cemaat benzeri bir hareket yarattılar ve organizasyonla yavaş yavaş bunu işlediler. İlmek ilmek dokudular. Emekleri çok. Kabul etmek lazım.

Davutoğlu’na öfkeleri çok daha öncelerden başladı. Sanıyorum işin fitilini koalisyona yakın durması yaktı. Ki yine bu uzlaşmacı tavrı sayesinde %49.5 oy alabildi partisi. En muhalif insanlarda bile ona dair kötü bir söz işitmedim. Koalisyon konusundan sonra bir değişim gözlemledik ‘reisçi’ kitlede. Mahçupyan’ın “akıllı AKP’liler kamuoyu önünde koalisyonu savundular ve partinin meşruiyetini genel kitle açısından yeniden sağladılar” cümlesine bozuldular sonra. Ki tamamen doğru bir cümledir. Kendileri dışında hiçbir görüşe tahammülü olmayan bu kitlenin ciddi bir zihinsel evrime ihtiyacı olduğu çok açık. Ama takdir ediyorum. Kendilerini güzel kandırıyorlar. Türlü komplo teorileri, yarı gerçek halisülasyonlar ve birkaç holigan yazarla kendileri çalıp kendileri söylüyorlar. Aksini yapan hemen dışlanıyor. Vasatlık ve şovenizm dünyası yarattılar. İsterse 10 yıllık arkadaşları olsun. Herkesi silebiliyorlar. Sistemin işleyişini kimse bozmamalı ve herkes onlara itaat etmeli.

O küçük dünyalarında kurduklarının aksine bugün bile ortalarda ‘hocacı’ diye birileri yok. Zaten mesele hocanın gitmesi değildi. İzlenen metodun iğrençliğiydi. AKP içinde adil ve entelektüel kitleyi sevmeyen çapsız bir grup hep vardı ama pek dikkatimizi çekmezdi. “Bunlar Amerikanın oyunu” yerine “Dünyayı Rothschild, Rockefeller, Warburg aileleri yönetiyor”gibi daha süslü kelimeler seçerlerdi. Okurken eğlenirdik. “İstanbul boğazındaki contorium elementi” videosu paylaşan öfkeli ama babacan uzak akrabalar gibiydiler. Laf dinletemezdin ama yine de severdiniz.

Tüm süreç boyu birkaç köşe yazarı dışında “cumhurbaşkanımızın takdiridir” den başka tek kelime edebilen olmadı. En akıllı partililer bile “güle güle hocam :(” diyebildi sadece. “Ama neden?” diyemediler, “ne oluyor yahu” diyemediler. Sorgulayamadılar. İşin kötü yanı herkes bu soruların sorulmayacağından artık çok emin. Bunun hoyratlığıyla istediklerini yapabiliyorlar. İnsanlardan oy almak için oy pusulasına yazdığın ismin sonra sebepsiz yere neden değiştiğini sorgulamak bile ‘reisçi’ kitle için huzursuzluk verici ve vatana ihanet olabiliyor. Ve onların söylemine prim vermezsen şöyle deniyor; “milli ve yerli değil misin?”.

Yeni konjonktür gereği olan biteni izleyen ve sessiz kalanları çok ciddiye almıyorum. Hiç değilse sustular. Tarihe rezil olmadılar. Rezil olmayı göze alanlar Türk dış politikasındaki başarısızlıkları, ekonomiyi, Suriye iç savaşını ve Mısır darbesini bile Davutoğlu’na bağlayabildi. Yani daha düne kadar “Türkiye’nin onurlu duruşu” dedikleri şeylerden hep o sorumluymuş. Bir çoğunun 20 ay önceki “Davutoğlu doğru tercih” yazıları internette duruyor oysa. Gerçi kimse utanmıyor artık. Aleni yapılıyor her şey. Kral öldü yaşasın yeni kral diyorlar. Çoğunun bugünlerde taslaklar klasöründe “Yeni başbakan x doğru tercih” diye bir metin olduğuna eminim. X’i kişiye göre değiştirecekler artık yakında. Benim gördüğüm Davutoğlu’nun gitmesine takılmadı kimse. Eğitimli Ak partililer Davutoğlu’nda kendini buldu o kadar. Onda bir kurtarıcı, ilah görmediler. Her zihni sağlıklı insan gibi. Eninde sonunda gideceğini herkes biliyordu zaten. Olabilecek en ahlaksız ve yıpratıcı kampanyayla bunun olmasını sindiremediler. Pkk yenilmişken, partisi anketlerde %54’e çıkmışken, ekonomide yavaş yavaş ilerleme gözlemlenmeye başlamışken bunun sebepsiz yere ve bu şımarık üslupla yapılması insanları öfkelendirdi. Ve biraz da sersem pelikancıların “güzel şeyler oluyor:)” güfteleri.

Pelikan yazısına gelirsek. Önce nasıl yayıldı onu bilmek lazım. Muhtemelen yazıyı yazan kişi/kişiler onu ilk elden kendi elemanlarına gönderdi. Onlar da öncü piyadelere. Piyadeler doğru saati beklediler ve yaydılar. Bu konuda hem istekli hem hırslılar. Çalışkanlar bunu kabul etmek lazım. Farklı farklı imajlarla o günün rüzgarını yakalayabiliyorlar. Genç ve dinamikler. Kitleleri etkileyebiliyorlar. Ama pek akıllı değiller. Çoğunun yaydıkları şeyde Davutoğlu’nun hatalarının değil başarılarının yazdığına bile kafası basmadı. Çarpıtma ve yalan dolu bir yazıya sarıldılar. Elektriği ve suyu kesik bir yer olan Genç Siviller’den bile Ak partiye sızmış bir yapı gibi bahsedebildiler mesela. Türkiye’de farklı bir düşünsel derinliği canladıran ve apolitik gençleri bir nebze siyasete katabilmiş bir başarı bana göre Genç Siviller. Ama pelikan akıllılar için her şey tehdit, her şey komplo. Yazının sonrası “Şeffaflık paketi darbe girişimi”, “4 bakana yüce divan soruşturması darbe girişimi” diye gidiyor. Ciddiye alınır tarafı yok. Ne akademisyenlerin ne Can Dündar’ın tutuklanmasının ülkeye vereceği zarara bile kafaları basmıyor. Herkes elinde avucunda ne varsa didinip aman ekonomiye, ülkenin imajına bir şey olmasın derken bunların böyle bir derdi yokmuş bu çok belli oldu. Onların böyle bir derdi olmayabilir ama bizim böyle bir derdimiz var. Bunu unutuyorlar.

Pelikan akıllılara göre başkanlık sistemi için çalışmayan, onlarla aynı cümleleri kurmayan, onlar gibi düşünmeyen herkes köşe yazarlığından kovulmalı ve ülke vatandaşlığından çıkarılmalı. Meydanlarda dev ateşler yakılmalı. Bu ateşe milli irade düşmanları atılmalı. Kan ve yağ kokusu sarmalı her yeri. Ve küçük çocuklar parmaklarıyla bir sonraki “milli irade düşmanını” göstermeli.. Saçma sapan metinler yazan tüm akademisyenler tutuklanmalı, yalan haber yapan tüm gazeteciler, köşe yazarları müebbet almalı, batı ile irtibat tamamen kesilmeli. Bu sayede sadece ‘başkanlık’ sistemine layık olan bir halk kalabilir ortada. Güneş ve bereketin yoğurduğu topraklar olur orası belki. Ve derler ki başkanlık sistemi ile yönetilen ülkelerde yazları portakal bahçeleri öyle güzel kokarmış ki insan sarhoş olurmuş..

Reklamlar

“Pelikan Akıllılar ve Siyasi Vasatlık” için bir yorum

  1. Akademisyenler, can dündar ve imaj konusunda halen aynı şeyleri düşünüyor musun?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s