Babalar ve Oğulları

Biz erkekler babalarımızla büyürüz. Onlardan görürüz her şeyi. Doğduğumuz ilk günden son güne kadar babalarımızın kötü birer kopyasıyız aslında. Onlara benzeriz, zorla benzetiliriz. Onların kalan rolünü oynarız hayatta. Hayata dair her şeyi, iyi ve kötü yönlerimizi onlardan alırız. Bir yerlerde okumuştum 5-6 yaşına kadar tüm karakterimiz oluşurmuş. Onun üzerine çok bir şey koymıyoruz demek ki. Yaşlandıkça yüzeyselleşip, hayatın zorluklarıyla baş ettikçe de mutsuzlaşıyoruz demek ki. Bence burada kilit rol aile. O minik kalabalık yer. Huylarımı senden aldım değil mi baba?

Çekiç tutmayı, çivi çakmayı, araba sürmeyi, kadınlara nasıl davranacağımızı, yemeği nasıl yiyeceğimizi, bir şeyleri tamir etmeye çalışıp “bu parça fazla” demeyi ve bunu insanlara yutturmayı, yalan söylemeyi, hatta küfretmeyi… Hepsini babalarımızdan öğreniriz. Ki zaten uzunca bir süre her şeyin en iyisini yaptıklarını ve tüm soruların cevaplarını bildiklerini düşünürdük. Zamanla gerimizde kalıp bizim o genç, hırçın ve bilmiş sorularımız altında gururla ezildiler. O sorunun cevabını biliyordun değil mi baba?

Babalar en büyük güçtür. Her ne olursa olsun, ne kadar kavga edersen et, babanın arkanda bir yerlerde olduğunu bilirsin. Düşersen seni kaldıracaktır hemen. Tam arkandadır, nefesini hissedersin ama ne zaman arkanı dönsen yok olur. Bu biraz üzer, moralleri bozar. Zayıf olmamamız için, hayatın zorluklarına karşı güçlü kalabilmemiz için yaparlar bunu. Tam düşeceğimiz an gelip bizi kaldırırlar. Ne erken, ne geç. Bahçede top oynadığımız zamanlar ne zaman babamın pencerede sigara içmeye çıktığını görsem toplara daha sert vururdum. Beni görmesini ve ne kadar kocaman bir erkek olduğumu göstermeye çalışırdım. Beni izliyordun değil mi baba? Mahallenin büyük abilerine attığım o golü gördün, değil mi?

Eski dizilerin bir ruhu vardı, bir sıcaklığı, içtenliği. Artık öyle diziler yok baba. Çekilmiyor. Bir şeyler ilerlerken birçok şey geriliyor gibi geliyor. Aptal, süslü kızlar lüks villalarda ego mücadelesi veriyor. Tek bir odada diyaloglarla geçen, hiçbir davası olmayan salak diziler hepsi. Belki de bunu hak ediyoruz, bilmiyorum. Bildiğim şey bölüm başı milyonlar kazanıyorlar. Uzun zamandır televizyonda bir şeyler izlemiyorum. Sen hep öyle derdin “zamanı boşa harcama”… Süper babayı hatırlar mısın baba? Fiko, Nihat ve Deniz’i, alkolik baba ve milli piyango satıcısı dedeyi. O eski güzel diziyi yani. Kim unutabilir ki, öyle ya. Komik ama sana bir sır vereyim mi? Oradaki kıza her yaşıtım gibi ben de aşıktım. Ama şimdi birden adını hatırlayamadım. Neyse zaten konu bu değildi. Şarkısı, şarkısı güzeldi. Onu diyecektim. O dönem çok eve gelmezdin, gelsen de görüşemezdik. Sen çok geç gelirdin, bense sen kalkmadan kalkıp okula giderdim. Hiç soramadım. Sen de sever miydin baba o diziyi?

Sevgisini göstermeyen nesildi eski kuşak. Teknolojiyle çok geç tanışmış, bize uzak bir nesil. Ezilmiş, çalışmış, batıp çıkmış, yorgun, nasırlı elleri olan adamlar. Hiçbir fırtınanın deviremediği dev gemiler gibi güçlüydüler. Bu yüzden sevgi gösterme konusunda pek iyi değillerdi. Gecekonduda oturduğumuz günleri hatırlarsın değil mi baba? Peki, Ozan’ı hatırlar mısın? Komşunun oğlu. Ne zaman o piçin kafasını okşasan öfkeden kudururdum. Biz bahçede oynarken onun kafasını okşar, benim yanıma gelince bana sadece öğüt verirdin. Uslu durmamı, dürüst olmamı söylerdin. Ve ben hepsini olurdum. Herkese gülücükler dağıtırken bana sadece yaramazlık yapmamam gerektiğine dair ufak nutuklar atardın. Sırf komşulara ne kadar disiplinli biri olduğunu göstermek için. Biliyor musun baba, o piç görmeden oyuncaklarını atardım kuytu köşelere, misketlerini başkalarına dağıtırdım, arkadaşlarıyla arasını bozardım. Tüm tasolarını kaybetmesi için dua ederdim o piçin. Onla daha bir hırsla oynardım. Ama yine de belli etmezdim, arkadaşımdı. Ve o yaz arka bahçedeki kiraz ağacında kalan yavru kediyi ben kurtardım. O korkak piç değil. Köpekten kaçmış olmalıydı. Onu oraya çıkıp ben aldım. O zaman ki en büyük başarım buydu. Beni görmüştün değil mi baba? Cesaretimi gördün?

Babalarımıza dair hatırladığımız her şey yarım yamalak çocukluk anıları olur genelde. Bir yaştan sonra da yavaş yavaş silinmeye başlar. Parasızlık ve yokluk içinde belli belirsiz şeyler benimkiler. Yeni gelen renkli televizyon, siyah plastik polis arabası, ilk kırmızı balık… Ufak hatıralar halinde zihnimizden geçen kısa filmler hepsi. Ve ilginç bir şekilde kötü olan hiçbir şey yok içlerinde. İyiliğe ve güzelliğe dair şeyler. İnsan sadece mutlu olduğu anları hatırlıyor. Babalarımızın aldığı oyuncaklar en değerli şeylerimizdi o dönem. Arkadaşlar arasında birbirimize çaktırmadan nispet yaptığımız simgeler, özel hazinelerimiz. Bisikleti çok beklemiştim ama olmamıştı. Biliyorum baba paran yoktu. Olsa en güzelinden alırdın. Alırdın değil mi baba? Bmx hani koldan 3 vitesli.

Herkesin babalarıyla hikayeleri ve anlatacak anıları oldu. Çok anlattılar ve çok dinledim. Sen meşguldün değil mi baba? Yoksa bir şeyler yapardık. Hayır hayır, o Amerikan filmlerindeki gibi balığa gitmekten bahsetmiyorum. Böyle şeyler asla yapmazdın. Daha sıradan, daha bize özgü şeylerden bahsediyorum. Pikniğe giderdik belki, her sıradan Türk ailesinin ritüeli olan mangal yakmanın inceliklerinden bahsederdin bana. Çıranın yanışıyla beni şaşırtırdın. Ve belki dertleşirdik. Anlatacak bir şeylerin muhakkak vardır. Sen anlatırdın ben dinlerdim. Zaten bildiğim şeyleri bana anlatır ilk kez duymuş gibi şaşırırdım numaradan. Fark etmezdin değil mi baba? Seni kandırmama izin verirdin?

Aslında planların gayet basitti. Okulu bitirecek, askerliği yaptıktan sonra sıradan bir işte çalışacaktım. Sıradan bir kadınla evlenecek, sıradan çocuklar yapacaktım. Erkek olana senin adını verecektim hatta. Sonra sıradan eşim ve sıradan çocuklarımla beraber sıradan aile gezileri yapacaktım yazları. “Bu sene Marmaris soğuk”, ” Ayvalık çok güzel”, “Bodrum gibisi yok” cümlelerini kuracaktı sıradan iş arkadaşlarım. Sıradan bir şekilde yaşayıp, sıradan bir şekilde ölecektim. Planların buydu değil mi? Bu seni mutlu ederdi. Ama beklediğin gibi olmadı hiçbir şey. Beni anlayışla karşılıyorsun değil mi baba? Seni üzmedim?

Geç gel baba, sadece pazar günleri evde uyurken göreyim seni. Hiç önemli değil. Bisiklete de ihtiyacım yok artık. Uyurken ninni okunacak yaşı da geçtim. Zaten ninni bilmezdin. Buralarda olduğunu bileyim yeter. Ben her şeyin üstesinden gelirim. Bir şeyler yapalım diyemem, hadi maça gidelim diyemem, bu zor gelir. Ve evet baba keşke gelsen. Belki bir şeyler yapardık. “Görüşürüz” diyerek sabahları evden çıkar, akşam iş dönüşü yine farklı odalarda televizyon izleriz. Herkes gibi.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s