Genel Kabuller Ve Dogmalarımız

Ceren Kenar “Türkiye’de kültürel bir iç savaş yaşanıyor” demişti. Bir kadın hem güzel hem akıllı nasıl olabiliyor aklım almıyor. Çok haklı. Dikkatle bakın etrafınıza. Herkes kültürel olarak kendisine yakın bulduğunun safına geçiyor. Doğru kimsenin umurunda değil. Zaten saflar ne zaman seçildi ve ilk kıvılcımı kim yaktı kimse bilmiyor. Meşhur Taksim Kışlası için yaşanan isyan bile kendi içinde bir kültür isyanıydı. Geçmişe, ‘doğuya’ ait ve bize eskimizi hatırlatacak bir yapının inşası bizi utandıracak ve belki de Avrupa’dan koparacaktı. Birileri Eski Ahit’i canlandırmak istiyor oysa biz Yeni Ahit’teyiz diye düşündüler muhtemelen. Benzer isyanlardı. Yakıp yıktılar. Ancak haklı olduklarını söylemek biraz zor. Kendi doğrularını savundular sadece.

dinler-tarihi2

Tabi bu kültürel savaşımızın kazananı ve kaybedeni olabilir. Belki ortak bir noktada barış bile yapılabilir. Bunu zaman gösterecek. Ama 10 yıl sonra unutacağımız figürler üzerinden çok iddialı olmamak gerektiğini düşünüyorum. Kaç kişi Ecevit’i, Özal’ı hatırlıyor şuan? Aynısı olacak. Zaman geçecek ve tarih yolunu bulacak. Her konu böyle. Sınırımızdaki savaşla ilgili bildiğim şey Türkiye Suriye’de İran hakimiyetine izin veremez. İktidar CHP’de olsa vermez HDP’de olsa. Devletler tvde göründüğü gibi yönetilmez. Irak’ta başlayan halka kapanırsa güneyle temas kesilir. Buna birilerinin tabiriyle ‘üst akıl’ izin vermez. Meşhur ‘Pers hilali’ Türklerin güneyle bağını keser ve hem stratejik hem ekonomik gücünü önler. Ne laikler ne muhalifler konunun hiç farkında değil. Ve kolay kolay olamayacak gibi görünüyorlar. Yakın tarih okurken bile bu kadar yakın bir zamanda olan şeylerin nasıl ustaca çarpıtıldığına ve siyasi yöneticiler tarafından bir toplumu gütme aracı olarak kullanıldığına şahit oldum. Yazılı kaynakların nispeten çok olduğu ve insanların daha ‘zeki’ olduğu bu dönemde bile kimsenin gerçeği sorgulamadan biat edişi kanımı donduruyor.

Bu kadar basit mi insanları kandırmak?

Bu kadar zayıf bir canlı mıyız?

Kesinlikle evet. Aslında konum bu değildi, genel kabulden ve doğrulardan bahsedecektim bu gece. Siyasette dogmalardan oluşuyor o yüzden biraz değindim. The Man From Earth filmini izlerken aklıma gelen bazı şeylerden bahsedecektim. Zaten aslında filmi de bu amaçla izlemiştim. Kendi doğrumun peşindeyim herkes gibi. Zira kimsenin doğrusuna inanmıyorum. Kimse de inanmasın derim hep. İlk yazımdan bu yana bunu söylüyorum. Şunu savunuyorum; “insan ufacık aklıyla ve kısacık yaşamıyla evreni algılayamaz ve çözebilecekleri oldukça sınırlıdır.” Asla ama asla bir insan o hep bahsedilen ‘bütünü’ göremez bana göre. Bir yaratıcının olup olmadığını bile kimse kanıtlayamaz. İsteyen inanır istemeyen inanmaz. Sadece kendi açısından bir kısmını tahmin eder ve kalanını uydurur. Bunda en çok etkisi olan yine bireysel seçimlerimiz, zekamız ya da entelektüel birikimiz değildir. Hayatın bize yaşattıklarıdır. Katolik bir papaz tarafından taciz edilirsen katoliklerden nefret edersin, dindar bir hacı tarafından dolandırılırsan müslümanlardan. Bu iş bu kadar basittir. Kimse “ben insanlara bakarak seçim yapmam” demesin. Yalan söyleyenleri sevmiyorum. Her seçimimiz başka insanlara dayanır. Din seçimi bile. Senden önceki birilerinin görüşlerine adarsın kendini ve onları doğru kabul edersin. Ailenin, arkadaşlarının ve ülkenin. Kimse o dönemleri görmedi? İsa’yı Musa’yı ve diğerlerini. Ama onların olduğuna inanıyoruz. Neden? Çünkü buna muhtacız. Muhtaç olmak. Doğru kelime bu. İnançların temeli bu. Kendi adıma oruç tutmayı seviyor ve yılda birkaç kez gittiğim cuma namazındaki o teslimiyet ve insanların dayanışması hoşuma gidiyor. Yaşadığım topluma uzaktan bakacak değilim. Onlar öcü değil. Kimse değil. Ama hep bu düzlükteydim sanırım. İnananların haklarını hep savundum, ama hiç gerçekten inanmadım. İnanların düşüncelerini önemsedim, ama hiç üzerinde fazla düşünmedim. Onları suçlamadım veya ötekileştirmedim. Ezildiklerini düşündüğümden yaptım bunu. Ezilenleri savunurum. Kanımın son damlasına dek. Bu konuda kimsenin düşüncesini umursamam. Herkes “yanlış” dese bile benim açımdan böyledir. Ama dediğim gibi derinlikli bakmadım hiç. Çünkü bakarsam gerçeği göreceğimi düşünürdüm ve boşluğa düşmekten korkardım. Ateist olduğumu da sanmıyorum. Evrende birçok mucize görüyorum. Ama bunlar başkalarının dediği gibi evrenin sonsuz olması veya sürekli aynı hızda dönmesi vs değil. Daha küçük şeyler. Apartmanın 4. katında yere şeker düşürdüğümde yarım saat sonra oraya doluşan karıncalar bana mucizevi geliyor, bir kuzunun doğumu veya hiçbir zaman kendini göremediği halde binlerce balık arasından eşini seçebilen parmak kadar bir balık. Bunlar benim mucizelerim. Başkası için önemsiz şeyler olabilir. Çoğu görmez bile. Aramak lazım. Bu yazıları yazabiliyor olmam bile mucize bana göre. Parmakların bu kadar sistemli çalışması, günde 7 ton kan pompalayan kalp… Her şey neredeyse. Kısacası evrime inanmıyorum. Ama dinlerle de aramın iyi olduğunu söyleyemem. Bakalım. Bir güncelleme olursa şantiyeden arta kalan zamanlarda tek gözlü bir bodrum katından görüşlerimi sizinle paylaşacağım. Her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsanız…

Konuya dönelim ve elimizde neler var bir bakalım. Dinler konusunda birinci/ikinci kuşak akrabalarımız ve kitaplar dışında hiçbir kaynağımız yok. Akrabalarınız bilge midir, her şeyi bilirler mi? Ve siz tüm kitaplarda yazılanlara inanır mısınız, siz bilge misiniz? Benimkiler bilge değil ve ben kitaplara kolay kolay inanmam. Tüm kitaplar başka insanlar tarafından yazıldı. Peki gözümüzle de bir şey görmediğimiz halde neden inanıyoruz? Ön kabul olabilir mi?

hqdefault

Tüm dinlerin kitaplarla yayıldığı söyleniyor. Üstelik bu yayılma okuma yazmanın %1 bile olmadığı bir dönemde gerçekleşiyor. Tanrının insanlarla kurabileceği tek iletişim yolu yazılı metinler ama kitapları ve peygamberleri okuma yazmanın sorunlu olduğu dönemde gönderilmiş. Bu garip. Agnostiklik tam bir kaçış yolu bu noktada. “Olabilir de olmayabilir de kimse bilemez” fikri tam bir ne şiş yansın ne kebap durumu. Bir ara modaydı şuan ne alemde bilmiyorum. Ben şuyum demekten hep kaçtım. Ve kaçacağım.

Evet kitaplar dinin kaynakları. Ama Kuran hariç pek bir gökten inme durumu yok. Tevrat(eksi ahit) denilen ilk beş kitapta Musa’nın gömülüşünden bahsediyor. Yani peygamber tarafından yazılmadı. Zaten kitaplaşması 13. yy’da olmuş. O döneme kadar kulaktan kulağa dolaşan rivayetler ve halk gelenekleri olarak yaşamış. Keza İncil’de öyle. Birçok farklı kutsal kitabın genel adı. Onda da indirilme durumu yok. İsa’dan yıllar yıllar sonra Pavlus’un anlatılarına dayanılarak yazılan bir hikayeler ve efsaneler kitabı. Kuran’ın kitaplaşma kısmı çok daha uzun ve karmaşık. Ayşe Hür’ün bu konuda güzel bir yazısı var. http://arsiv.taraf.com.tr/yazilar/ayse-hur/ama-hangi-kuran-i-esas-alacagiz/17499/

Neden peygamber zamanında değil de ölümünden 30-35 yıl sonra kitaplaştırılmış? Hiçbir peygamberin kendi kitabını yazamamış olması en önemli kilit nokta bana göre. Bir kitap yoksa rivayetlere inanılmasının beklenmesi yaratıcının bize verdiği zekâya ters. Ve belki bunu sorgulayıp sorgulamadığımız denenecek kim bilir. Yaratıcı aracı olarak peygamberleri kullanıyor ve onların rivayetlerle yayılmasına mı güveniyor? Üstelik sonuç rivayetlerin pek doğru anlaşılmadığı yönünde. Giordano Bruno 16. asırda evrenin sonsuz olduğunu söyledikten sonra başına neler geldi? Ben söyleyeyim. Dili koparılıp kilise meydanında diri diri yakıldı. İsa öğretilerini yaydıktan 16 asır sonra oldu bu. 16 koca asır. Demek oluyor ki öğretide eksiklik var. Benzer şekilde Suriye’de yardım dağıtmaya çalışan bir İngiliz aktivistin kafasını kesen Işid militanları buna kutsal kitaptan dayanak buluyor. “Onlar yanlış yorumluyor :(” diyerek kaçabileceğimizi sanmıyorum. Yanlış yorumluyorsak biz eksiğiz ve bir eksiksek dolaylı yoldan yaratıcı da eksiktir. Her iki durumda paradokstur. Peygamberlik müessesinin tam olarak anlamını tekrar sorgulayalım bir ara.

Ortadoğu’daki barbar müslüman toplumlar hep gözönünde olurken Kenya’da hristiyanlar tarafından “cadı oldukları için” yakılan insanların görüntüleri pek yer etmiyor. “Gerçek Hristiyanlık bu değil” demek ve üzerine geyik çevirmek istemiyorum. Dinler değil. İnsanlık suçlu.

————– +18 ———–

http://www.liveleak.com/view?i=1fe_1310865020

“If you had any hope for humanity, it will be dashed after you watch this.”

————– +18 ————–

 

Tevrat- Yasanın Tekrarı 20

20: 1 “Düşmanlarınızla savaşmaya gittiğinizde, atlar, savaşarabaları ve sizden daha kalabalık bir ordu görürseniz onlardan korkmayın. Sizi Mısır’dan çıkaran Tanrınız RAB sizinledir.
20: 2 Savaşa başlamadan önce kâhin gelip askerlere seslenecek.
20: 3 Onlara şöyle diyecek: ‘Ey İsrailliler, dinleyin! Bugündüşmanlarınızla savaşmaya gidiyorsunuz. Cesaretinizi yitirmeyin,korkmayın. Onlardan yılmayın, ürkmeyin.
20: 4 Çünkü sizi zafere kavuşturmak üzere sizinle birliktedüşmanlarınıza karşı savaşmaya gelen Tanrınız RAB’dir.
20: 5 “Görevliler askerlere şöyle diyecekler: ‘Yeni ev yapıp daiçinde oturmayan biri var mı? Evine geri dönsün. Yoksa savaştaölebilir, evine bir başkası yerleşir.
20: 6 Bağ dikip de üzümünü toplamayan var mı? Evine dönsün. Olurya, savaşta ölür, üzümü bir başkası toplar.
20: 7 Bir kızla nişanlanıp da evlenmeyen var mı? Evine dönsün.Belki savaşta ölür, kızı başka biri alır.
20: 8 “Görevliler konuşmalarını şöyle sürdürecekler: ‘Aranızdakorkan, cesaretini yitiren var mı? Evine dönsün. Öyle ki, kardeşlerinin yürekleri onunki gibi ürpermesin.
20: 9 Görevliler askerlere seslenmeyi bitirince, orduya komutanlar atayacaklar.
20: 10 “Bir kente saldırmadan önce, kent halkına barış önerin.
20: 11 Barış önerinizi benimser, kapılarını size açarlarsa, kentte yaşayanların tümü sizin için angaryasına çalışacak, size hizmet edecekler.
20: 12 Ama barış önerinizi geri çevirir, sizinle savaşmak isterlerse, kenti kuşatın.
20: 13 Tanrınız RAB kenti elinize teslim edince, orada yaşayan bütün erkekleri kılıçtan geçirin.
20: 14 Kadınları, çocukları, hayvanları ve kentteki her şeyi yağmalayabilirsiniz. Tanrınız RAB’bin size verdiği düşman malını kullanabilirsiniz.
20: 15 Yakınınızdaki uluslara ait olmayan sizden çok uzak kentlerin tümüne böyle davranacaksınız.
20: 16 “Ancak Tanrınız RAB’bin miras olarak size vereceği bu halkların kentlerinde soluk alan hiçbir canlıyı yaşatmayacaksınız.
20: 17 Tanrınız RAB’bin size buyurduğu gibi, onları -Hitit, Amor, Kenan, Periz, Hiv ve Yevus halklarını- tümüyle yok edeceksiniz.
20: 18 Öyle ki, ilahlarına taparken yaptıkları iğrençliklere uymayı size öğretemesinler, siz de Tanrınız RAB’be karşı günah işlemeyesiniz.
20: 19 “Bir kentle savaşırken, kenti ele geçirmek için kuşatma uzun sürerse, ağaçlarına balta vurup yok etmeyeceksiniz. Ağaçların ürünlerini yiyebilirsiniz, ama onları kesmeyeceksiniz. Çünkü kırdaki ağaçlar insan değil ki kuşatma altına alasınız.
20: 20 Yalnız ürün vermediğini bildiğiniz ağaçları kesip yok edebilirsiniz. Sizinle savaşan kenti ele geçirene dek kesilen ağaçları kuşatma işinde kullanabilirsiniz.”  ttps://www.bibliaonline.com.br/turkish+riveduta/dt/20

Belli bir yerde yaşayan herkesin öldürülmesini emreden ve taktik icabı meyve veren ağaçların kesilmemesini buyuran ‘Rab’. Gerçekten inanılmaz. Bugünkü İsrail’in Filistin’e karşı işlediği suçların temel dayanağı olan ‘kutsal’ kitaplarından sadece bir bölüm bu. Sorgulayamıyoruz çünkü o ‘kutsal’. ‘Söz dinlemeyen çocukların’ kent meydanına getirilip taşlanarak öldürülme kısmı ise baya ilginç. Bugünkü manada recm cezasının Kuran’a değilde Eski Ahit’e dayandığını söylersek yanlış olmaz. Sünnet ritüeli gibi. Her din diğerini doğrudan etkiliyor. Sünnet neden var mesela? Tanrı erkeği eksik mi yarattı? Bir çelişki daha.

Yasanın Tekrarı 25:11-12 kısmına da bayıldım açıkçası: “Eğer iki adam kavgaya tutuşur da birinin karısı kocasını dövenin elinden kurtarmak için gelip elini uzatır, öbür adamın erkeklik organını tutarsa, kadının elini keseceksiniz; ona acımayacaksınız.”  https://www.bibliaonline.com.br/turkish+riveduta/dt/25

Eski Ahit yani Tevrat’ın sonraki versiyonu Yeni Ahit yani İncil. Tevrat daha sert bir dile sahip iken İncil ise daha yumuşak bir söylem içinde okuduğum kadarıyla. 7 başlı canavar ve ejderha hikayelerini çıkarırsak gayet keyifli metinler. Meşhur İznik konsilinde yapılan toplantıyla bugünkü Hristiyanlık yerli yerine oturmuş ve etrafta dolaşan çok fazla yeni ahit sayısı 4’e indirilmiş. Tartışmalarda çok kişi kellesini vermiş deniyor İsa tanrı mı değil mi muhabbetinde. O dönem için bu baya bir devrim olmalı. Ama neden yapıldığını anlamak zor değil. Güç tekeliyeti sever. Museviler ve Müslümanların aksine Hristiyanlar İncil’in değişmediğini söylemiyorlar gördüğüm kadarıyla. Zaten 4 tane İncil var, demezler herhalde. Ama neden bire indirilmediği ilginç bence. Aradaki farklar neler ve bu farklardan hangi grupların ne yararı vardı? Bu ayrıca bir araştırma konusudur ve sanırım beni aşar.

Matta 5:26-27’de bildiğimiz islami ‘göz zinası’ndan bahsetmekte mesela. Bazı şeyler pek değişmiyor. Tevrat’ın güncelleşmiş hali için İncil denebilir. “Şabat günü hiç bir şey yapmayacaksın” diyen Tevrat’a İsa “eğer çocuğun bir kuyuya düşse şabat günü onu oradan kurtarmayacak mısın?” diyerek karşılık veriyor ve onu modernleştiriyor. Belli ki burada bir eksik var ve bu anlaşılmış. Çaktırmadan düzeltiyorlar. Tevrat’ın yontulmuş hali denebilir İncil için.

İsa konusunda garip işler de dönüyor. Bir kere anlatıldığı gibi İncil’in gökten inmesi durumu yok (bu arada neden dini olayları hep gökyüzüyle bağlantılı kurguladığımızı not edelim, bknz: göktanrı inancı). Tabi İsa’nın tabiri caizse ‘boşa çıkması’ diğer dinleri de boşa çıkaracağı için bu konuda yüzleşmekten hep kaçılıyor bence. Yani elinde kutsal kitap olmayan bir peygamber tam peygamber mantığına oturmuyor. Üstelik ölümü oldukça trajik.

İsa’ya dair elimizde çok az şey var. Bunlardan biri Vatikan’da bulunan meşhur Torino kefeni.

http://www.hurriyet.com.tr/planet/19515763.asp

Uzun süre Vatikan bu kefeni vermek istemedi ve incelenmesine itiraz etti. Ancak 1988 yılında baskılara dayanamayacak Torino Üniversitesi’ne küçük bir parçası gönderildi. Bu kefen üzerinde yapılan karbon-14 deneyi sonrası kefenin 1260 ile 1390 yılları arasında imal edildiği ortaya çıktı.  Yani İsa’dan 1200 yaş daha genç bir kefen. Üstelik başka üniversitelerde yapılan araştırmalar sonrası da kefen 13. yy’dan eskiye gitmedi. Daha önce bir yangın atlattığını söyleyip bazı bilim adamları karbonun yapısının değişeceğini iddia etti. Buna göre tekrar hesaplama yapıldı ve bu seferde çıkan sonuç 8. asır oldu. Kefen bizi bir yere götürmedi. Dolayısıyla gözümüzle görebileceğimiz en önemli kanıt yok oldu. Yani bilime inanırsak bu kefen onun kefeni değil. Demek oluyor ki insanlar temel dayanak bulmakta her dönem maharetli.

seytanlasavas

Peki mezar yeri? İsa öldüğüne göre mezarı olmalı. İnsanlar binlerce yıldır mezarlara gömülüyor değil mi? http://www.ntv.com.tr/arsiv/id/25326319/

Mezar şimdilik kayıp. Böyle önemli bir kişinin mezar yerinin bilinmemesi veya yok olması biraz garip geliyor bana. Peşinden milyarlarca insanın gittiği ve öğretilerini/hikayelerini anlattığı kişinin mezarı yok. Tamam o dönem bu kadar meşhur olmasa bile bir yeri olmalıydı. Buna dair şöyle myth theory adında bir teori varmış isteyen biraz bakabilir. http://en.wikipedia.org/wiki/Christ_myth_theory

Tabi kendime islami açıdan cevap vereyim:

Nisa suresi 157 ve 158. ayet:
“(Yahudiler) Biz, Allah’ın resulü Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük” diyorlar. Oysa ki, O’nu öldürmediler, O’nu asmadılar da; sadece O onlara benzer gösterildi. O’nun hakkında tartışmaya girenler, O’nunla ilgili olarak tam bir kuşku içindedirler. Onların, O’na ilişkin bir bilgileri yoktur, sadece sanıya uymaktalar. O’nu kesinlikle öldürmediler. Tam aksine, Allah O’nu kendisine yükseltti.”

Birçoğumuz için konu burada kapanabilir. Tercihtir saygı duyarız. Tüm olan biten “Roma devletine vergi vermeyin” diyen bir adamın Roma tarafından cezalandırılıp Pavlus tarafından biraz süslü bir şekilde kaleme alınması mı yoksa? Baba-oğul-kutsal ruh üçlemesinin paganizmden tek tanrılı dine geçişi kolaylaştırması için uydurulmuş olduğu ihtimali? Benzer şekilde Necm 19-20. ayette bahsi geçen ve dönemin en büyük 3 putu olan lat, uzza ve menata herhangi bir kötüleme Kuran’da göremiyoruz. Neden olabilir bu? Paganlar ürkmesin diye olabilir mi? Tüm dinler paganları seviyor gibi.

Sömürgecilik çağında Afrika’daki misyonerler şu İsa resmini kullanırmış:

african_jesus

Batıda ise şunu:

jesus-in-my-heart-jesus-31696640-1088-1200

Sarışın ve mavi gözlü. İşte tam bir ‘üst’ insan.

Düz mantık kurarsak “Pavlus’a inanlar Hristiyan, Muhammed’e inananlar Müslüman oluyor” diyebiliriz. Bir üstünlükleri veya kesin net bir doğrusu yok bu işin. Seçim sadece. Hiçbir grup diğerini cehaletle suçlayamaz çünkü dogmalarda bilgi bir işe yaramaz. Kimse bir şey kanıtlayamaz.

7-1

Size büyük abimin denizi ortadan ikiye yardığını söyleseydim bana gülüp geçecek ve belki de “deli bu” diyecektiniz. Ama tarihsel bir yerden geldiği zaman kimse bunu sorgulamıyor. Üstelik Kızıldeniz’i yarma olayının basit bir çeviri hatası olabileceği konuşuluyor bugün. Kabul etmeye dünden razıyız yani. Gerçekle işimiz yok.

Bana göre dinlerin temel olayı savaşlarda domine edici güç olmaları. Hepsinde öyle. Bakmayın şimdi çoğu modern takılıyor. Geçmişleri pek iyi değil. Elleri kanlarla yıkandı hepsinin. Peki koca bir insanlık geri zekalı mı? Neden kendisine gönderilen kutsal kitaplarla doğru yolu bulamıyor ve dünyada savaş, açlık ve felaketler diz boyu? Bu garip değil mi? Bana biraz garip geliyor. Bulamıyorsak bize düzgün anlatılmadığı için olabilir. Burada bir haksızlık yok mu? Bize bu kadar yük fazla. Bugünkü modern çağımızda bile peygamberlik iddiasında olan bir kişinin peşinden binlerce insan gidebiliyor. Bin yıllık bir bez parçasında İsa’nın yüzünü görebiliyor insanlar, hatta uçan bir poşetle bile imanını tazeleyebiliyorlar. https://www.facebook.com/video.php?v=510909489051293

Ve bu durumlar sanılanın aksine komik değil, üzücü.

Günümüzden bahsedersek Shri Mataji diye bir abla vardı. Peygamberlikte iyi derece yapıp Tanrılığını ilan etti kadın. Baya da müridi vardı. Üstelik bu kişiler cahil ve köylü tipler değil gayet eğitimli kişilerdi. Sanılanın aksine zeki insanları kandırmak çok daha kolaydır. Cahilleri kolay kolay kandıramazsınız. Çünkü sizi dinlemezler ve inatçıdırlar. Şunu demek istiyorum; durum bugün böyle iken peki yüzlerce yıl öncesi? Tahmin etmek zor değil. Amin Maalouf yazmıştı. Daha 13. Asırda bile Ortadoğu’da onlarca yalancı peygamber çıkmış. Halka gına geldiğinden ve onlarla sürekli dalga geçildiğinden bahsediyormuş eski kaynaklar. Bu nokta çok ilginç. Bugün mezhepsel farklılıklardan bile birbirini gırtlaklayan insanların asırlar öncesi çok daha anlayışlı olması şaşırtıcı. Bu insanları bu hale kim getirdi? Asıl soru bu belkide. Ancak bu konu çok daha uzun ve yine beni aşıyor. Binlerce yıl ortada bir din yokken yaşayan insanlığa birden bire kutsal kitaplar gönderilmeye başlandı. Neden? Bu haksızlık değil mi?

12imamlar

Aynı ressam tarafından çizildikleri ne kadar belli. Hristiyanlığın Şiilikle baya benzerlikler taşıdığı muhakkak. 12 havari 12 imama dönüşürken baba-oğul-kutsal ruh şeklinde açıklanan teslis inancı ya Allah ya Muhammed ya Ali şeklinde kendini gösteriyor. Üstelik birden çok İsa’ları da var. Kerbela’da öldürüldüğü söylenen Hasan ve Hüseyin. Bu hikayenin bile tam olarak doğruluğu kanıtlanamadı. Şiilerin bu efsaneyi anlatmasındaki ve şişirmesindeki temel amacı ‘iktidarı almak’ ve kendi taraftarlarını arttırmak bana göre. Bu yüzden en mükemmel insan olarak tanımladıkları, anlatırken yüz ifadelerinin değiştiği Hüseyin figüründe dönüyor tüm olay. Peygamber torunu için bu hüzünlü ifade varken peygamber için aynı şekilde bakılmıyor. Çünkü peygamberin bir işlevi yok. Öteki taraftan kendi tarafına çekemiyorsun kimseyi. Kullanışlı değil. Yani burada da tek amaç siyasi çıkarlar ve iktidar. Başka amacı yok. Müslümanlığı reddeden Habeşistan Hristiyanlarının kendini gizlemek için kurdukları bir mezhep teorisi akla yatıyor.

Kerbela konusunda yine Ayşe Hür’ün güzel bir yazısı var: http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse_hur/kerbela_olayi_gercek_mi_mitoloji_mi-1222638

Ateistleri bu tip konularda daha cesur ve tarafsız buluyorum o yüzden daha çok okuyorum. Ama Mustafa İslamoğlu ve Abdülaziz Bayındır’ı da takip edip okurum. Mücadele ettikleri şeyi yenebilirler mi bilmiyorum. Ama zeki ve dürüst adamlar bunlar. Ve samimiler. En önemli kısım bu belkide.

Yani ölüm ve ajitasyon ile taraftar toplama çabası her zaman moda. İsa’nın ölümünün anlatılış tarzından Hüseyin’in ölümündeki vahşete benzer birçok şey var. Zaten insanlar böyle ‘vahşi’ hikayelerden sonra bir yerde toplanıp birleşiyor. Bu bilindiği için etrafta ‘vahşi hikaye’ eksik olmuyor. Kubilay olayı gibi. Siyasi iktidarlar hikayeler ve efsaneler üzerinde kitleleri toplamayı iyi biliyor. Yalçın Küçük’ün dediği gibi “biz bunları yazılarımızda yazdık” hele hele hele hele hele… (Bu arada ciddi anlamda bu ülkedeki en entelektüel adamlardan biridir Yalçın Küçük. Meczup muamelesi görmesi tamamen tarihin cilvesidir. Eski kitaplarını okumak zihnimde aydınlanma yaratmıştır. Ve müthiş zeki bir adamdır. Zekasının bedelini ödüyor.)

Konumuza dönelim. Kız çocuklarının İslamiyet öncesi canlı canlı gömüldüğü hikayesi de garip. Paganlar bunu yapmış olamaz bana göre. Veya kanıtı ne? Kızları gömdüyseler nasıl çoğaldılar? Her açıdan saçma hikayeler. Paganlar kötü demek için yani mesele. yine yahudilere anlatılan Beni Kurayza katliamı gibi. Korkutmak ve “diğer tarafa geçişleri önlemek” tek amaç. Olayın olduğuna dair tek kaynak 1 kişi. İbn-i İshak adında bir yahudi. Bu konuda olayın aslında Roma’nın gerçekleştirdiği bir katliamın copy paste’i olduğu yönünde şöyle bir yazı var: http://ahmetdursun374.blogcu.com/hz-muhammed-900-yahudi-nin-oldurulmesi-emrini-vermis-midir/10577137

Siz neye inanmak isterseniz. Bana mantıklı gelmiyor bu hikaye. Tüm erkeklerin öldürülmesi tepki çeker ve taraftar toplamayı zorlaştırırdı. Köle olarak kullanmak daha mantıklı. Işid’e bakıp “yapmışlardır” da denebilir. Tercih sizin.

Benim açımdan genel olarak peygamberlik müessesi Tanrı fikriyle çelişiyor. En başta burası sorunlu. Diğer kısımları açıklamaya gelmeden burada tartışmak lazım. İnsanlık tarihi kaç bin yıllık? 50 000-100 000? Peki dinler ne kadarlık dönemde gönderildi? Bir insanın seçilip Tanrı tarafından “git insanlara beni anlat” denilerek dünyaya salınması biraz saçma geliyor. Üstelik bilime şeytan işi, kimyaya büyü denilen dönemler bunlar. Tek bir insan, ulaşım araçlarının olmadığı, yazının dahi sınırlı ve zor yayıldığı bir dönemde ne kadar kişiye bir şeyler anlatabilir veya ikna edebilir? Ve neden hep Ortadoğu’da. Üstelik peygamberlerin çoğu aynı kökenden, yani akraba. Peygamberlik bir tür meslek olabilir mi? Neden Aborjinlere, Eskimolara veya uzak Asya’da bir adada yaşayan Japonlara gönderilmediler? Onlarda gerçekleri bilse olmaz mı? Son 2-3 asırdır adamların başka coğrafyalardan ve dinlerden haberleri var. Ondan öncekiler başka dinlerden bile haberdar değil. Birinin “ben Tanrı’nın oğluyum” demesi bugün saçmalık. Ama o gün değilmiş. Bu nokta ile ilgiliyim.

Sanırım insanlar temelde sadece inanmak istiyor. Bu açlığı bastırmak içinde türlü araçlar buluyor. Bazen tarihsel bir kişi oluyor, bazen bir element, bazen madde, bazen doğa olayı… Türlü türlü şeylere inanıyoruz. Mayalardan günümüze… Herkes kendi inancının doğru olduğu konusunda çok iddialı. Ve herkes karşı grubu cehaletle suçluyor. Gerçeği ise iki taraf da tam olarak bilmiyor. Bilemez de. Danimarka’nın küçük bir dağ köyünde doğsaydık ‘İslam nasıl bir din acaba’ diye sorar mıydık mesela? Sanmıyorum. Yani “ben seçim yaptım” durumu pek yok ortada.

2014-12-26 12.25.26 copy

 

Bu görsel sadece uyarılmanız içindi.

Tabi inananların durumu böyle iken ateistlerin durumu daha trajik. Yokluk üzerinde kuruyorlar tezlerini. Üstelik temellendirmek için uydurdukları ‘evrim’ teorisi daha baştan hatalı sonuç veriyor. Teorilerinin doğruluğu yada yanlışlığı yaratıcıya dair hiçbir sonuca varmıyor. Evrim olmuş olsa bile bu Tanrının isteğiyle gerçekleşmiş olabilir. Olmasa zaten hikayeye uyuyor. Açmazdalar. Ayrıca insanın pırasa ile ortak kökenden geldiği fikri hiçbir zaman mantıklı gelmedi bana. Maymun kısmında takılmış olsalar bile büyük resimde onların anlatısı bizi pırasa ile bile akraba yapıyor. Seçimdir tabi. Bir şey diyemeyiz. Asıl önemli konu haksızlığa uğruyorlar. Tanrı seçtiği peygamberlere yaptığı gibi kendini onlara da gösterseydi onlar da inanırdı. En ateist adam bile yaratıcıyı görse inanır. Ama görünmedi.  “Yapabildiğimin en iyisi bu olsaydı ben de saklanırdım” The Man From Earth filminden. Yani bir insanın ateist yada deist oluşu bile kendi öz iradesiyle gerçekleşmeyebiliyor. Bu Tanrının isteğiyse ‘denenme’ nerede? Ve neden herkese aynı mesafede değil? Kullarında ayrım mı yapıyor?

Işid’le beraber dini terörü gündemine aldı dünya. Oysa bu yeni bir şey değil. Asırlardır var. Ama batı açısından kavramlar işlerine gelince kullanılıyor, gelmeyince kullanılmıyor. Lord’s Resistance Army denilen ‘aşırı’ Hristiyan örgüt Uganda’da son 30 yılda on binlerce insanı öldürdü. Afrika’nın göbeğinde açlık içindeki insanların koşturdukları meselelere bak. İnsan gerçekten hayret ediyor.  http://en.wikipedia.org/wiki/Lord%27s_Resistance_Army

Joseph Kony peygamberliğinde yürüyen aşırı dinci bir oluşum bu. Ancak dinci kısmı videolarda pek bahsedilmiyor. Kullanışlı olmadığından herhalde. Işid’den çok daha fazla insan öldürmüş ve çocuk kaçırmış bir örgüt. Bu arada şöyle bir şey buldum:

Untitled-1 copy

Kony kampayası aslında Uganda’ya yapılacak bir emperyalist operasyonu perdeliyormuş. Mazlum bir görselin üstünden Sol org öyle diyor. Adam onbinlerce kişiyi öldürdü, örgütü binlerce çocuğa tecavüz etti ama ‘müdahale olmasın’ kafasında bizim sol.org. Zaten emperyalistlerde bayılıyordu Uganda topraklarına. Bu kafadaki adamlar bizim solcular işte.

Neyse şunu demek istiyorum. Bu adam veya Ebubekir Bağdadi terör estiriyorsa eksik ve tam anlatılamamış bir şey var demektir. Ve tam anlatılamamışsa…. Nereye geleceğimi biliyorsunuz.. Tam anlatılmamışsa bu bizim eksikliğimiz değildir. Bizler küçük basit insanlarız. Bize verilen hükümler kesin ve net olmalıydı. Yani aşırı Hristiyan bir örgüt kutsal kitabında çocuklara tecavüz etmeyi nereden buluyor? Üstelik İncil son derece barışçıl bir kitap. İçinde şiddet pek yoktur. Ama eski ahit tam tersi son derece savaşçı. Üstelik tehlike görüldüğü an saldırı emri verir. Önleyici savaşı meşru görür. İsrail’in Filistin’de uyguladığı gibi. Filistinli çocuklar zaten terörist olacaktı diye savunur kendini dini açıdan. İslam ise savaşa savaşla karşılık verir. Aynı ölçüde. Barışçıl değildir o kadar. İncil’de sana tokat atana diğer yanağını dön der ki bu da baya saçmadır benim açımdan. Dünya öyle bir yer değil. Yani yine insanın kendisi sorunlu. “Tüm komşularını öldür” diye yazıyorsa kutsal kitabın bunu sen sorgulamalısın. Bunu okuyup hiçbir şey yapmamak da elinde, “yağmur yağarken yer ıslandı” gibi bir şey okuyup buradan intihar saldırısı emri almakta. Yeter ki aklını kaybetme.

Bilgenin dediği gibi: “Hayatın kıymetini anladığımız an barış gelecek.”

IMG_20141019_001535

Tabi her şey bir yana çoğunluğun kendisini sürekli izleyen ve kollayan bir yaratıcının korkusunda bile bu kadar kötülük yaşanabiliyorsa ya ona inanmasaydık? O zaman ne olurdu merak ediyorum. Sorunun dinlerden kaynaklandığını hiç sanmıyorum. İnsanın kendisi sorunlu. Her toplumda ve her yerde. Ortadoğu’da terörist oluyor batıda seri katil. Bir fark yok. Şiddet insanın kanında var. Ve bugünkü anlamıyla katoliklik, ortodoksluk yumuşatılmasa ve protestanlık ortaya çıkmasa o zaman karşılıklı şiddeti görürdük gibi geliyor. Tüm haçlı seferleri, engizisyon mahkemeleri hep kutsal kitaba dayandırıldı. Son yüzyılda yaşanmış ve milyonların öldüğü 2 dünya savaşı yine medeni Hristiyan dünyanın eseri. Hatta şöyle bir şeyler var:

http://en.wikipedia.org/wiki/Christian_terrorism

http://en.wikipedia.org/wiki/Islamic_terrorism

Arada büyük farklar yok yani. İsrail kendi başına bile bir terörizm olarak kabul edilebilir burada. O da ‘önleyici’ terörünü kutsal kitabına dayandırıyor. Yeter ki aramayı bilin. Cin Ali serisinden bile şiddet çıkarabilir insan. Çünkü kanında kötülük var. Sadece kendini dizginleyebildiği seviyede iyi oluyor.

Tabi tüm bu söylemlerimde yanılabilirim. Günah işliyorumdur belki. Yoksa yanacak mıyım? Beni en eski ve ilkel acı çekme yöntemiyle korkutuyor olmanız bile garip. Hiç yaratıcı değilsiniz. Ayrıca unutmayın: “Şeytan daima Tanrı’ya yakın olanları ayartır”. Selam ve dua ile.

Reklamlar

“Genel Kabuller Ve Dogmalarımız” için 2 yorum

  1. Bunları okuyunca kalbim sıkışıyor gerçekten. Bakış açısında birazcık sapma var (evet bence). Yalnız şuna kesinlikle katılıyorum. Kimseyi zorla inandıramayız. Her neyse:

    Sûre:4. Sûre (Nisâ ), 165. Ayet

    (Bütün bu) elçileri güzel haberlerin müjdecileri ve uyarıcılar olarak (gönderdik) ki onlar(ın gelişi)nden sonra insanın Allah karşısında bir mazereti kalmasın: Allah gerçekten güç ve hikmet sahibidir.

    Ayrıca Caner Taslaman’ını da takip etmenizi öneririm (yetmez ama evet). Araştırmaya devam edin. Ve gerçek varsa eğer sizi gerçeğe ulaştırması için dua edin. Işe yarıyor, uzun sürmez umarım 🙂

  2. Çok saçma peyganber efendimiz hz.Muhammet a.s yargılıyor yok efen neden hep araplara gelmiş peygamberlik yok ozaman insanlar karşısına peyganber olarak herkez çıkabilirmiş insanlık buna müsait miş kusura bakma ama bende sizi akıllı birisi zannettim ve omısralara kadar okudum ey gafil kuranı kerim diye bi gerçek var gelmiş geçmiş enbüyük bucize dir insan uydurmasına mı benziyor (size başka bir şey demiyecem)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s