Kediler Nankördür

Dersten sıkılmıştım. Bahçeye baktığımda 2 yavru kedinin oynadığını gördüm. Mutlu görünüyorlardı. Salakça ama belli bir mantık çerçevesinde oradan oraya koşturmaları ilgimi çekti. Biraz izledim. Tabi her şeyde olduğu gibi bu konuya olan ilgimde pek uzun sürmedi. Kedilere köpeklere duyulan sevgi duyulmaz genelde. Köpekler için sadık, kediler için nankör derler. Buna inanmıyorum. Köpekler ataları olan kurtları insanlara sattı. En asil duygusu olan özgürlüğü insan kapısında durmaya değişti. Bu sadakat değil. Başka bir şey. Anlamı her neyse olumlu değil gözümde. Ama kediler öyle değil. Bir kedinin insana yalakalık yaptığını nadiren görürsünüz. Siz onun peşinden koşarsınız o sizin değil. Bu yüzden insan söylemese de içten içe kedilere saygı duyar. Öyle olmasaydı ‘kedi’ bir hakaret olurdu ama değil. Oysa insan ‘köpek’ kelimesini hakaret olarak kullanıyor. En sadık dostunu yani?

islamda_ozel_bir_hayvan_kedi13596364960_h984173
Kediler üzerinde düşünürken birden tüm dikkatim önümdeki kıza vermeye karar verdim. Hafif abartıya kaçmamış meme çatalıyla laik rejimin teminatı gibiydi. Mutlu görünüyordu. Bir yandan telefonun ekranındaki yansımasında saçlarıyla uğraşıyor bir yandan da bir şeyler mırıldanıyordu. Telefonu ayna olarak kullanmasını zekice buldum. Ama kısa sürdü. Saçları doğal kıvırcık değildi. Perma yapmış olmalı. Yada adı her neyse ondan. Nasıl bu kadar boş zamanı olabilir birinin aklım almıyor. Her sabah aynı titizlikle makyajını yapabiliyor ve kendine bu kadar zaman ayırabiliyor. İlginç. Makyajsız güzel miydi acaba? Kafamda bu sorularla birden ekran yansımasından bana baktığını fark ettim sanki. Göz göze geldik. Tabi hemen gözlerimi kaçırdım. Böyle şeylerden utanırım. Yanlış anlaşılmak istemem. Kızlarla göz göze gelmek beni hep korkutur. Erkeklerle sorunum yok. Onlara gözümü dikip bu bölgenin ve buradaki kadınların benim korumamda olduğunu gayet net ifade edebilirim. Genelde mesajı alırlar. Tabi kızlarda bunu yapamıyorum. Hala bakıyor. Hemen başka bir şeyle ilgiliymiş gibi yapmalıyım diye düşündüm. Kafamı sağa doğru çevirdim. Evet tiki sevgililer arka sırada yine sarmaş dolaş. Sinirlerimi bozuyorlar. Erkek kızı bırakacak buna eminim. Sonra niye bilmem babaannemle yaylada geçirdiğimiz zamanlar aklıma geldi. Soba ateşinde demlenen yayla çayının kokusunu hala özlüyorum. Günler genelde inekleri beklemeyle ve dağda guguvaga toplamayla geçerdi. Guguvaga mı? Ne olduğunu söylemeyeceğim. Her şeyi bilmek zorunda değilsiniz. Neyse işte güzel günlerdi. Bu kadarmış zaten. Anlatacak pekte bir şey yokmuş düşününce. Nerden aklıma geldiyse. Neyse kız dikkatini çoktan başka yere vermiştir. Tekrar döneyim. Evet düşündüğüm gibi. Sonra kedileri aradı gözlerim ama onları göremedim. Birden sınıfın kapısı açıldı ve dersin hocası sınıfa girdi. Ne çabuk geçti zaman. Daha 10 dakika vardı derse. Renkli cıvıl cıvıl kravatını takmış. Bu şekilde sıkıcı bir hödük olduğu gerçeğinden kurtulacağını sanıyor. Unutmayın! Sıkıcı erkeklerin genel özellikleri renkli kravatlar ve geniş kadranlı kol saatleridir. Bu şekilde onla alay edip onu süzerken bir anlığına onunda bana baktığını sezdim. Ama çok çabuk gözlerini kaçırmış olmalı ki gözlerini yakalayamadım. Biraz huylanır gibi oldum. Ders anlatmaya başladı. Ne zaman sınıfa dönse dersi dinliyormuş gibi yapıyor ve not alma pozisyonuna geçiyordum. Bu tip durumların daima olumlu olarak döneceğini biliyorum. Tüm derslerde daima hocanın beni ismen tanımasını sağlarım. Bir şekilde adımı öğrenirler. Ya odasına gider not sorarım -ki adımı sormak zorunda- yada bir şekilde konu açıp samimiyeti ilerletirim. Çoğu zaman konular sıkıcıdır ve onlar konuşurken asla onları dinlemem. Ama bunu ciddi bir mücadele olarak görürüm. Beni muhakkak tanımalı. Hepsi derste beni not alırken görür. Böylece sınavdan kötü not aldığımda kendi hatası olduğunu düşünür. Ben çok iyi dinliyormuşum da o anlatamıyormuş gibi hissetmesini sağlarım. Aslında çoğu kez buna ihtiyacım kalmaz. Disiplinliyim ve ders çalışmam sistemlidir. Notlarına pek ihtiyacım olmaz ama bu oyunu severim. Bu arada aklım bahçedeki kedilerde. Kim kazanıyor acaba? Siyah olan mı gri olan mı? Derste asla dersi dinlemem. Sanırım bunu söylemiştim. İsa’dan kalma sınıf tahtasının hemen üstünde Big Brother bana bakıyor. Benden nefret ediyor muhtemelen. Bende olsam benden nefret ederdim. Ben ben ben… Ne çok ben.

Dışarıda güvenlikçilerin giriş kapısına doğru koştuklarını gördüm. Telsizle bir yerlere haber veriyorlardı. Telaşlıydılar. Tekrar etrafıma baktım. Az önce konuşan şakalaşan sınıf bir anda sessizliğe büründü. Huzursuluğum dahada arttı. Birden sessizlik oldu. Hoca soruyu yazarken aniden arkasını döndü. Soru bitmemişti. Niye dönüyor bu diye düşünürken kötü bir şeyler sezdim. Elimi belimdeki silahıma götürdüm. Yerindeydi. Biraz rahatlamıştım. Hava sıcak olmasına rağmen silahın kabzesi buz gibiydi. Bir şeyler olacaktı biliyordum. Genelde sezerim. Tekrar etrafıma baktım, kimse bana bakmıyordu ama bir şeyler olmalıydı. Nerede ve ne zaman olacaktı? Sadece bunu bilemiyordum. Ardından hocayla göz göze geldim. Gözlerimi kaçırdım. Not alıyormuş gibi yapmaya başladım. Bu sırada onun bana baktığını biliyordum. Çaktırmamaya çalışacaktım. Ders arasında “Academia’daki makaleniz çok güzel” diyerek puan toplama peşindeydim. Okumamıştım ama göz gezdirmiştim. Bu yalan sayılmaz.
Gözlüklerimi dikkatlice çıkarıp gözlük kabına koyarken bir yandan “Hayır beni tanımış olamaz” diyordum. Yoksa. Düşünce polisi! Nefesler tutulmuştu. Hayır diyordum “beni tanımış olamaz”. Sınıfta çıt çıkmıyordu. Parmaklarım istemsiz bir şekilde silahımın tetiğini okşuyordu. Nazikçe. Planımı çoktan yapmıştım. Yeterince mermi vardı ve dışarıdaki gardiyanlarla baş edebilirdim. Önce kapıdaki iri kıyımı halletmeliyim sonra diğer ikisi. En sonda kapıdaki nöbetçiler. Hepsine yetecek kadar mermim var hepsineee! Tek sorun dış kapının kilidi. Hep düşünürdün insan nasıl katil oluyor diye. Çokta zor değil sanırım. Planı bu kadar kolay yaptığıma göre uygulamada kolay olacaktır. Özgürlük için öldürmeliyim. Bu bir seçim değil zorunluluk. Ve muhtemelen tiki kızla rastalı sevgilisini de vuracağım. Sonraki rockn coke’ta çadır kuramayacak olmaları çok üzücü. Gerçi bana bir zararları olmadı. Sadece onlardan hoşlanmıyorum. Bu sessizlikte kaç dakika geçmişti bilmiyorum. Çenemden sıraya damlayan ter damlasını bile duyabildim. Sonra arkamda şahit bırakmamak için tüm sınıfı öldürmem gerektiği geldi aklıma. Evet. Başka seçenek yok. Gerçi benim olduğum anlaşılacaktı. Ama olsun. Sanırım bunu yapmak istiyordum. Bahane aramama gerek yoktu.

Daha iyi bir atış açısı yakalamak için yavaşça ayağa kalkarken bir taraftan ayağımla zeminin kayganlığını kontrol ediyordum. Bu sırada hoca bana doğru bir şeyler söylemeye başlamıştı. Silahımı çıkarmak için hamle yaptım. Dünya durdu o an. Birden ağzından şu cümleler döküldü: ‘hayat size güzel çocuklar’. Gözlerimi açtım. Dalmışım. Ve kimse ölmemiş. Kediler nankördür.

Reklamlar

“Kediler Nankördür” için 4 yorum

  1. This design is steller! You obviously know how to keep a reader entertained.
    Between your wit and your videos, I was almost moved to
    start my own blog (well, almost…HaHa!) Fantastic job. I really enjoyed what you had
    to say, and more than that, how you presented it. Too cool!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s