Birkaç Gündelik Söz

Selamlar. Uzun zamandır yoktum. Çok fark etmediniz eminim. Size kırıldım. Ama böyle sizin gibi ‘sanal’ arkadaşlarını önemsemeyenlerin yanında sadece blog yazılarımı okuyan ve twitterla zerre ilgilenmeyen dostlarım da var. Dost tabirini bilerek kullanıyorum. Beni seviyorlar. Görüşlerimizin en uyumsuz olduğu kişiyi bile sakinliğim ve dinginliğimle ele geçirebiliyorum. Galiba kitap okudukça hayata karşı öfkem ve hırçınlığım azalıyor. Çok kitap okumam aslında. Kendimi o kategoride görmem. Ama çok yorumlar ve üzerinde düşünürüm. Bazen bir cümlenin bile. Tabi bu süreçte bazı konularda yanlış düşündüğümü fark ettim. O konulara belki sonra geliriz. Aslında kitap okumakta yetmez. Hayatı da okuyabildiğimi düşünüyorum. Bu benim şansım. Ne kadar zıt taraflarda durursak duralım hepimiz sadece huzur istiyoruz. Görüşlerimizin pek bir önemi yok.

Bu satırları yazarken Bach dinliyordum. Bana eşlik edin lütfen.

Maillerden anladığım kadarıyla kimi çözmeye çalışıyor, kimi hakaret ediyor, kimi ise trojan mailleri gönderiyor. Ama genel olarak kafalardaki kalıba uymadığımdan sadece merak ediyorlar. Birde belli bir kalıba oturmadıkları için biraz canları sıkılanlar var. Görüşleri senle ters ama seni bir yere oturtamadığı için ‘karşı’ tarafa geçemiyor. Hem karşı neresi? Edebiyatçı olduğumu sananlar var sanırım. Değilim. Güzel ve akıcı bir Türkçenin sözünü vermedim. Çoğu yazıda tekrar dönüp okumam bile. Ayrıca anlayışlı biriyim. Hakarette bile bir incelik varsa cevap veririm. Aslında görüşlerime katıldığınız sürece hiç sorun çıkarmam. Son derece sakin biriyimdir. Ve tüm insanlığı seviyorum. Herkesi.

everyone

Sanırım geçmişte hayatın geneline karşı biraz öfkeliydim. Hayatta pek ezilmiş olmasam da bir dönem kendime öyle bir dünya yaratmıştım. Baya ezildiğimi hissediyordum. Kimsenin beni sevmediğini, yapayalnız olduğumu… Sadece fikren yalnızdım. Bunu sonradan anladım. Kitlede değildim ama başka bir azınlık gruba da ait olamıyordum. Üstelik yarattığım yalnızlık tamamen benim uydurmamdı. Bunu kendim çizmiştim. Kafamdaki oyunun sınırlarında geziyor ve sürekli ‘deneniyorum ama kazanacağım’ diyordum kendi kendime. Ne mi oldu? Geçti ve kazandım. Benim gibi adamların boş durmaması gerek. Boş durursa oyalanacak bir şey bulamazsa kendisiyle uğraşıyor ve bu hiç iyi olmuyor. Bir dünya kuruyorsun ve orada oyalanıyorsun. Gerçekle alakan yok. Gerçeği sana söyleyecek cesarette kimsede. Hoş söylese bile inanmayacaksın.

conan1

Her neyse epeydir uzağız. Bu kaç ay olduğunu bilmediğim süreçte birçok şey oldu. Ama bunlara zaten değindik. Kafa şişirmek istemiyorum. Yeterince şişiriyorlar. Ne kadar çok karmaşa var diye düşünüyor insan bazen. Yani bu kadar gürültü, savaş ve yozlaşma içinde bile sakinliğimizi koruyoruz. Ya çok ruhsuzuz yada fazlasıyla sakin. Yoldan geçen sevgiline/eşine/çocuğuna alkollü bir sürücü çarpıyor ama bir ay sonra serbest kalıyor.  İşte orada adaleti sen uygulamaya başlıyorsun. Sonra buna kızıyorlar. Kızmaya hakları yok. Savaşlar, darbeler, katliamlar… Ne çok şey oldu. Düşünsene bir an için dünyayı izlediğini/yönettiğini. Tüm operasyonları, savaşları, kirli ilişkileri gördüğünü… Çıldırtıcı.

Ben başka şeylerden bahsedeceğim. Kafamda yazı hakkında bir plan bütünü bile oluşturmadım gerçi. Yakın zamanda üniversite başladı ve bazı konularda oldukça hassas olduğumu fark ettim. Mesela derse sürekli geç kalan tiki kızı saçından tutup duvara vurma isteğim hala devam ediyor. Ya da ben konuşurken dikkatini bana vermeyen birine şiddet uygulamak isteyebiliyorum. Ama bir sineği bile öldürme hakkını kendimde bulmuyorum. Garip çelişkiler içindeyim. Onu yakalayıp kanatlarını incitmeden pencereden bırakıyorum. İnsan yemeyeceği canlıyı öldürmemeli. İlber Ortaylı demişti sanırım. Osmanlı döneminde kuzular kesilmezmiş. Ağır para ve hapis cezaları varmış. Güzel bir uygulama. Yine olmalı. Bir hayvanı yeme hakkın var diye onun yaşama hakkına engel olamazsın. Üstelik insanlar bunu çoğu kez ailelerinin yada eşlerinin karınlarını doyurmak için yapmaz. Rakı masasına meze yapmak için keserler o kuzuyu. Zevkleri için. Eti yumuşak olduğu için. Sadece bu. Yumuşak et ihtiyacı. İnsanoğlu iğrenç bir canlı.  Her şeyi hak ediyor. Tabi ben hariç.

tumblr_lvf4x8Z1fw1r23cz6o1_500

İnsanlar ikiye ayrılıyor benim gözümde. Asiller ve sıradanlar. Ben kendimi asiller kısmında görüyorum. Herkes kendini orada görmeli. Bu megalomanlık ya da kibir değil. Kendi değerimin farkındayım ve bunun adını koyuyorum. Ayrıca isim koyma işinde iyiyim. Herkeste işinde iyi olmalı. İşinde iyi olmaya çabalamayan insanlar tecrit edilmeli. Bir çöpçü bile sokakları iyi temizlemek için uğraşmalı, bir garson en hızlı servisi yapmak için didinmeli, terlemeli. Ama maalesef durum pek öyle değil. Birçok konuda iyi değiliz. Tembelimiz bile tembelliğin hakkını veremiyor. Üstelik her meslek her grup için bu geçerli. En iyi yazıya doktorlar sahip olmalı ama en kötü yazı onlara ait. O saçma sapan çivi yazısı reçetelerle bile size hiç değer vermediklerini gösterirler. Ve bu sizi çıldırtır.

tumblr_mbqyaptBG61rdutw3o1_500

‘Kibir’ diyince aklıma en çok gelen meslek doktorluk. DR plakalı arabalarıyla ‘doktordan temiz’ gazete ilanlarıyla… Böyle havalı ve kibirli insanlardan hoşlanmıyorum. Satüsü farklı adamın. Senden benden üstün görüyor kendini. Ve dikkat edin doktorlar hep doktorlarla evlenir. Çünkü ‘diğerleri’ aşağıdır. Bir çeşit kast sistemi. Bense sadeliğin ve samimiyetin peşindeyim. Zor bulunuyor olsa da. İnsanlıkta aradığım şey bu.

Tahminlerime göre en yavaş okuyanınızda bile şarkı bu satırlarda bitmeli. Bitince tekrar açmanızı rica ediyorum. Sizin için zorda olsa buraya bir ayraç koyacağım merak etmeyin. Her duyunuza hitap etmek istiyorum.

608_kitap ayraci6

Bu arada zor demişken. Size bir tavsiye; zor adamı/kadını oynamayın. Bir dost tavsiyesi. Bir işe yaramaz. Kimse zorla ilgilenmez. Kendimizin sorunlarıyla bile ilgili değiliz bir başkasını hiç çekemeyiz. İnsanlar artık zor ulaştıklarının değil tersine kolay ulaştıklarının peşinde. Mikrodalgada pizza pişiriyorsun 3 dakikada. Gerçek bir aşk için birinin sana yıllarını vereceğini mi sanıyorsun? Yanılıyorsun. Saatlerce pişince olacak o güzel akşam yemeği hiç yenmeyecek. ‘Fast food’uz. Ya tüketeceksin ya tüketilecek. Arası yok.

Daha önce de söylemiştim. Bir şekilde etkileşimde bulunduğum kadınların(selam verdiğim, iş yaptığım, sohbet ettiğim..) bir başka erkekle konuşmasından oldukça rahatsız olurum. Duygusal bir yakınlık kurmadan olur bu. Garip bir sahiplenme dürtüsü. Adını koyamıyorum. Sanki hepsini korumak/kurtarmak istiyorum. Ama bunu başaracak ne gücüm ne de arzum var. Hem neyden kurtaracağım? Ve kimden? Üstelik bu dürtü yüzünden bile çoğu kez onlardan uzak durmaya çalışıyorum. Arkadaş olamıyorum onlarla. Bana göre sadece biri benim kadınım olmalı. Gerisi boş. Tabi birçok konuda iyi olmama rağmen kadın erkek ilişkisinde pek iyi değilim. Birazda seçici olduğumu söyleyebilirim. Bekli de sabırlı biriyimdir. Bilmiyorum. Hayır tabii ki kadınlardan hoşlanıyorum. Aksini aklınızdan bile geçirmeyin!

tumblr_m996iho8P21rxdrw3o1_400

Konumuza dönelim. Bana göre bir kadının kendine yapacağı en kötü şey seksi görünme çabası. Seksi görünmek sanıldığı kadar iyi bir şey değildir. Erkekler seksi görünen kadınları ucuz bulur. En azından ben buluyorum. Bulmayanlarda durumun tadını çıkarma peşindedir. Kalbiyle ya da duygularıyla ilgilenmezler. İlgi alanları farklıdır. Tabi bizim taraf böyleyken karşı tarafta durum nasıl? Aynı. Onlarda durumun çoğu kez farkında ama yenilgiyi çoktan kabul ettiler. Bu dünyanın biz erkeklere sunulmuş bir nimetler bütünü olduğunu kabullenip buna uygun olarak onlarda akşam yemeğinde kendilerini bize sunuyorlar. Evet bir kadın kendini erkeğine sunmalı. Ama bunu anlayacak derinlikten çok uzaklar. Modada, reklamlarda, dizilerde bu sunumu görebiliyoruz. Ama kadınların çoğu maalesef bunu göremiyor.

Açıkçası aşk/sevgi bana hep zor gelen kavramlar. Biraz risk varmış gibi geliyor. Bana koşulsuz bağlanabilecek bir kadına bende ömrüm boyunca bağlanabilirim. Ama bu hiç gerçekleşmeyedebilir. Bilmiyorum belki de ilişkiler hakkında yanlış düşünüyorumdur. Ve aynı frekanstan birini bir gün bulurum. Kim bilir…

tumblr_lxjxfqQouv1qgdcwao1_500

Kadın demişken. Bir kadının beni en heyecanlandıran uzvu sanırım boynu. Güzel bir boyun kadar çok az şey beni etkiler. Gözler, bacaklar, burun vs. bunlar daima arka plandadır. Yani önemlidir tabii ki ama çok önde değildir. Zaten bu göz fetişizmini hiç anlayamam. Siyah/kahverengi bir çift noktada güzel olan ne? Neye bakıyoruz? Profil resmi göz olan insanlar var. Onları uyarın ve onlarla ilgilenmediğimizi söyleyin. Zaten göz resmini koyan bir kadın çirkindir. Bunu her an kanıtlarım. Ben dudaklarına bakmayı tercih ederim. Hem mimikleri yakalayabilirsin hem de cümleler oradan dökülüyor. O iki siyah nokta hiç hareket etmiyor. Tamam sana bakıyor ama kör biride pekala bunu yapabilir. Neyse sizinle tartışmayacağım. Ben boynu diyorum. Başkaları ne der pek umurumda değil. Zaten buranın en güzel yanı bu.

tumblr_md4rqe27xt1qcgzsvo3_250

tumblr_md4rqe27xt1qcgzsvo4_250

Tabi bunlar benim seçme kriterlerim. Ama dürüst olalım. Hiçbir erkek kadınını kendi hür iradesiyle seçmez/seçemez. Kadın sizi seçer. Yapılan tüm araştırmalar bu yönde. Doğada bile böyle. Erkek sirke sinekleri bile kendini beğendirmek ve dişiyle çiftleşmek için dişinin etrafında dans ediyor. Dişi sineğin seçmediği erkek sinekler ise alkollü ürünlere yöneliyor. Sirke sinekleriyle bile ortak yönümüz var. Ve dikkat edin amaç sadece çiftleşmek. Evet tek amacımız bu itiraf edelim. Biri söylemeliydi. Üzgünüm. Bu Tanrının biz erkeklere verdiği bir rol. Evet tüm çiçek almalar, hediyeler hepsi sadece soyumuzu devam ettirecek çocuğu taşıyacak dişiyi etkilemek içindi. Tabi sirke sineklerine nazaran ben alkolü seven biri değilim.  Ama sanırım başlayacağım. Ayık olarak hayatla mücadele etmek zor. Hayır bunun sebebi kadınlar değil. Hayatımda önemli bir yer işgal etmediler. İsmen bile çok azını hatırlıyorum.  Hep yalnızdım. Ve sanırım erkekler olarak tek başımıza çocuk yapabilseydik kadınlara ihtiyaç bile duymayabilirdik. Buna eminim.

Bu yıl muhtemelen sanal alemi eskisi kadar sık kullan(a)mayacağım. Dokunmatik telefonumu normal basit bir telefonla değiştireceğim. Sanaldan kaçmam kolaylaşacak. Bu hem işlerimle alakalı hemde bana zarar verdiğini düşünmemle. Sanal alem zamanımı çalıyor, canımı sıkıyor, bunaltıyor, üzüyor.. Bunlar kötü şeyler. Ve en temel içgüdüm bu durumda ‘uzaklaşmamı’ söylüyor. Başkaları gibi saçmalayıp ertesi gün işe dönenlerden değilim. Orada kalırım. O haberde, o yorumda. Bu bana acı veriyor. Eski bir hobim olan karakaleme başlarım. Geceler böylece geçer. Fazlasına gerek yok. Zaten buralara gelmemde tek amacım Hasan Mezarcı yazısını yazmaktı. Onun çığlıklarını bir yerlere ulaştırmak ve anlatmaktı. Bu karakterle ulaştırdığımı sanıyorum. Çoğu kişinin bildiği bir şeydi ama kimsenin detaylarıyla yazmaması çok ilginçti. Ben aylarca o adamın acısını yüreğimde hissettim. Daha fazla yük istemiyorum. Zaten kimseye bir şey yapamam, elimden gelmez. Kim neye istiyorsa inansın/okusun. Kimseyi değiştirmek istemiyorum. Herkesi olduğu gibi kabul ediyorum.

Reklamlar

“Birkaç Gündelik Söz” için 3 yorum

  1. gündelik,yaşamın içinden ve fazlasıyla samimi..uzun fakat her satırı okutacak türden..kaleminize bereket

  2. Çok içten bir “sohbet” olmuş açıkçası, kendini çok iyi anlatmışsın.. kadınlar hakkındaki düşüncelerin ve hayatın zorluğu* yüzünden kimsenin zor olanın peşinden koşmayacağı fikri* haricinde düşüncelerimiz ve metotlarımız çok benzer… Karşılıklı oturup konuşmak isterdim 🙂 Ara sıra yaz bu kadar özletme kendini..
    Bir de ufak bir tavsiye: “yakın zamanda alkole başlayabileceğini bu hayatın ayık kafayla çekilmediğini söylemişsin. Alkol kullanmış ve bırakmış biri olarak gönül rahatlığıyla şunu ifade edebilirim ki: ‘alkole sakın bulaşma! hiçbir şeyi unutturduğu ya da hiç bir acıyı dindirdiği yok’ daha melankolik bir hale bürünüyorsun, saçmalıyor kendi kendine acılar, sıkıntılar icat ediyor bunları büyütüyor da büyütüyorsun ve sadece kendi durumunu düşünüyorsun(Sadece kendimi değil, diğer içenleri de analiz ettim) :). O yüzden uzak dur alkolden iradeni koru!”

    * (hayat çok basit, hiç de zor değil, hayatı zorlaştıran kendimiziz. Çok ufak şeylerle mutlu olabiliyoruz. Ama bu ufak şeyleri yapmaya üşeniyoruz, bir bakıma mutluluk yerine acıyı seçiyoruz!)

    *(doğru, bu devirde küçük bir azınlık haricinde kimse zorun peşinden koşmaz ama bu zoru seçen kişiler de ömür boyu yanında olur. Ayrıca kolayı, basiti seçenler senin yaşlarında anlamasalar bile yaşları biraz daha ilerleyip orta yaşa geldikleri zaman illa ki “zor”un kıymetini anlıyorlar) umutsuzluğa kapılma 😉

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s