Serzeniş

Selamlar. Peşin söylüyorum yapacak iyi bir şeyleriniz varsa onları yapın. Yazı son derece gereksiz. Bir amacı ve bir davası yok. Öylesine. Epeydir okumaktan daha çok düşünmenin kişisel gelişim için daha etkili olduğunu düşünüyorum. Belki de işime geldiği için. Bir başkasının düşündüğü ve yazdığı şeyler benim için neden önemli olsun ki? Haksız mıyım? Başkasının hayalleri başkasının düşüncesi. Ben düşünmeliyim ve ben kurgulamalıyım diyorum. Doğruya en yakın sonuca ancak bu şekilde gidebilirim. Üstelik bunlar benim doğrularım olur. Sadece benim. Hiç kimsenin değil. Birde size başarı ve başarısızlık üzerine diyeceklerim var.

tumblr_m3srswk9011rv6btto1_400

Yakın zamanda gerçek anlamda kimseye saygı duymadığımı fark ettim. Ama herkesi az çok dinliyorum. Bu iyi bir şey mi onuda bilmiyorum. Saygı duymayıp sadece dinlemek. Deli avutur gibi. Hayat rol üzerine birazda. Dinlemek ve düşünmek güzel ama ya yazmak. Sanırım bu da bir tür terapi olabiliyor. Kimse okumasa da yazmalısınız. Deneyin. Zaten kimse için bir şey yapmamalı insan kendi için yapmalı. ‘Başkaları bunu beğenir mi?’,’Acaba bu tespitim daha önce yapıldı mı?’  diye düşünecekseniz hiç bulaşmayın derim.

Kendinizi açıklama ve farklı olma amacıyla kasmayın. Arada saçmalarsanız bunu insanlar ‘tarzınız’ sanıyor ve etkileniyor. Ama büyük bir edebiyatçı, sanat yada siyaset adamı 1 kez saçmalasa ‘Aslında bu da sıradan biri’ deniyor. O yüzden sadece yazın.  Bende aklıma geldikçe yazıyorum. Sebepsiz. Zaten böyle saçma bir uğraş için sebebin varsa ya konuşacak pek kimsen yok yada sosyal dünyada kendini ifade etme zorluğu çekiyorsunuzdur. Umarım ikincisidir. Bir süre bende kendimi ifade edemediğimi düşündüm. Sonra bunun için hiç çabalamadığımı fark ettim. Yani yeni bir kişiyle tanışıp fikir alış verişi yapmanın Afrika’daki bir gölde yaşayan nadir bir balık türünün yaşamını incelemek kadar bile gözümde değeri olmadığını anladım. Biraz irkildim. Sonra bunu modern dünyanın zorluklarına yordum ve kabullendim. 100 yıl öncesine kadar depresyon diye bir şeyin bile olmadığını düşünüyorum. Hayatımız daha kolaylaştığı halde mutluluğumuz bunla orantılı artmıyor acaba neden? Bunu biraz düşüneceğim.

İnsan kalıplara saygı duyuyor. Bu gerçekten böyle. Bir kitap yazacak olsam kendi adımı kullanmam. Yani mesela adı Ahmet Eryılmaz olan birinin kitap kapağını düşünün, birde Olcay Kağnıcıgil olan. İlki daha çok TUS’da geçememiş doktor adı gibi. Ama 2.si öyle mi? Kafanda hiçbir şey canlandırmadığını biliyorum ama yinede 2. isim çok daha okunaklı geldi değil mi? Evet. Evet de sinir etme! Çünkü isimler önemli. Bu şekilde insanları kafamızda etiketliyoruz. Bu modern bir isim bu ise köylü değersiz diyerek. Derin bir psikolojisi var. Sanırım toplumların tavırları, hareketleri yöneticileriyle de alakalı biraz. Almanya bugünkü disiplinini ve marka gücünü Hitler’e borçlu. Biz atamıza neleri borçluyuz acaba… Neyse konumuz isimler. Bir yerde okumuştum Anadolu’da eskiden hastalığına çözüm bulunamayan çocukların isimleri değiştirilmiş. Sebebi de isimlerin ‘ağır’ gelmesi olarak açıklanırmış. Mantıklı geliyor. Yani adı ‘Kağan’ yada ‘Serdar’ olan birinin ‘sıradan’ bir işte çalışması ona bir yük getirecek ve hayat boyu onu yoracak. Kepçe operatörü ‘Kağan’ olamaz. Ali olur, Mahmut olur, Cafer olur… Berke de olmaz! Bu nokta önemli. Psikolojik de bir rahatlama söz konusu bence. Adı Sadık olan birinin psikolojik sorun yaşayacağını yada depresyona gireceğini de pek hiç sanmıyorum. Kadınlar da isimlere dikkat eder. Bir kadın ilk tanışmanızdan sonra soyadınızı ezberlemiş ise sizle ilgilenmiş demektir. Sizde soyadınızın onlara yakışıp yakışmadığına bakın gizlice. Ödeşmiş olursunuz.

Birde dikkat edin isimleri güçlü olan insanlar bir şekilde yüksek yerlere geliyor. Tabi bunda Cumhuriyet dönemindeki iyi ve güzel soyadlarının Beyaz Türkler tarafından kapılmasının da payı var. Askerlerin soyadlarına bakın. Fırtına, Berk, Korkmaz, Bozkurt, Başbuğ… Birde yoldan birini çevirip soyadını sorun. Arabacı, ekmekçi, şucu bucu eşekçi bile tanıdım… Çok daha kötüleri de var. Şurada

heath-ledger

Tamam ismi seçtik peki ya sonrası? Sonrası hayal kurmak. Bana göre bir insan hayal kurduğu yada kurabildiği kadar büyük. Ve hayal kurabildiği ölçüde bir yerlere gelebiliyor. Genelde bu böyle. Tabi tek hayali ‘kırmızı bir vosvos’ olan bir ergenden bahsetmiyorum. Nispeten insanların daha olgun düşünmeye başladığı çağlardan itibaren kurduğu hayallerden bahsediyorum. Yani sizin hayaliniz bir ev bir araba ise eninde sonunda onlara sahip olacaksınız. Ve orada ufkunuz da hayallerinizle beraber bitecek. İleriye gidemeyeceksiniz. Ama hayaliniz daha büyükse her zaman sonrası olacak ve bu size umut verecek. Umut güzel bir kavram. Ama bunu ‘başarı’ denen iğrenç terimle birleştirmeyin. Tamamen maddiyatla ölçülen bir terim olduğundan ve insanları mutsuz ettiğinden bu ‘başarı’ lafını pek sevmiyorum. Kime göre neye göre başarılı? Ve hangi zaman aralığında. Enver paşa Osmanlı’da bir kahramandı. Avrupa Osmanlı’ya Enverland demeye bile başlamıştı. Ama bugün adını dahi bilmeyenler var. Bu başarısız olduğunu mu gösterir? Hayır. Tarihsel anlamda sadece şanssız. Bana göre başarı yükselme ya da para ile ölçülemeyen bir kavram. Belki de gelişim kitaplarının en büyük palavrası. ‘Başarı’ya giden yol’ ’10 adımda başarının sırrı’ ‘Başarmak için uğraş’… diye giden bir sürü dandik kitap. ‘Aşk’ terimin ekmeğini nasıl şarkıcılar yiyorsa bu ‘başarı’ teriminin de kaymağını yardımcı doçentler yiyor. Sahi bir insan neden ‘yardımcı’ doçent olur ki. Ne saçma bir ünvan. Cem Yılmaz’ın yeden subay esprisindeki gibi. Her neyse. Ne diyorduk? Başarı. Bana göre simitlerini akşama kadar satan bir simitçi başarılıdır, trafikte kimseye kızmadan herkese anlayış gösterebilen bir insan başarılıdır ya da bilim kurgu filmindeki çekim hatasını fark eden insan da başarılıdır. Evrensel dünyada sıcak suya ve yemeğe ulaşabilen her insan başarılıdır aslında. Ama onların tanımı ise çok farklı. Para üzerine sadece. Parayla ölçebilecekleri bir kavram başarı. Üstelik paranın haksız kazanılması onları daha ‘başarılı’ yapıyor. Uyanış, yemek, 1 saat yol, iş, yemek, iş, 1 saat yol, uyanış, yemek… Bu böyle gidebilir hayatınız boyunca. Sonuç onlar için ‘büyük bir başarı’. Ama gerçekte öylemi? Sanmıyorum. Yanılabilirim, mutlu da olabilirsiniz. Kim bilir.

Ne diyorduk başarı. Başarıyı unutun. Ciddi anlamda unutun. Hayatınızın başarı kriterini bugün ve düne bakıp açıklayamazsınız. Bu mümkün değil. Ömrünüzün sonunda belki. Tarihte yaşadığı dönemde peş para etmeyen ve son derece ‘başarısız’ insanlardan bu gün herkesi adını bildiği örnekler verebilirim. İyi bir insan olabildiyseniz bu bile başarıdır. Birde mutlu olduysanız… Sanırım insan para pul, mal mülk için değil sadece mutlu olmak için yaşıyor. Bu kadar basit ve sıradan bir kelime için. ‘Mutluluk’. Kulağa basit geliyor ancak gerçekte elde etmesi oldukça zor. Aslında zorlaştıran bizleriz. Şu an bu yazıyı okuyan kişi sıcak bir evin varsa dünyadaki 100 milyonlarca insandan şanslısın ama bunun farkında bile değilsin. Tıpkı milyonlarcası gibi.

Mutsuzluk kaynağının sosyal medya olduğunu düşünüyorum birazda. Giderek artan teknoloji herkesi ve her şeyi bilmeye itiyor. Peki gerçekte bu bilgiler ne kadar işimize yarar? İlkokul’da sınıfın en zekisi olan arkadaşımın kepçe operatörü olduğunu öğrenmek beni sadece üzer. Yada oyunlarına dahil etmediğin sümüklü okul arkadaşının Abd’de büyük bir firmada yönetici olması… Buda seni üzer. Yani demek oluyor ki her iki durumda da üzülürsün.

tumblr_m2pwb0s3PQ1r23cz6o1_500

Haber: ‘Hayatı boyunca bir deney üzerinde yoğunlaşan birçok okul bitirmiş İsveçli bir bilim adamı sebebi anlaşılamayan büyük bir patlamada hayatını kaybetti. Geriye ise yarısı yanmış beyaz bir önlük ve kutusu açılmamış göz yıkama duşu kaldı’. Böyle bir haber geliyor aklıma ve çıldırıyorum. Hayır bu cümledeki kişi olmak istemezdim. Asla. Nobeli bile almak istemezdim. Yeşilliklerin bol olduğu bir merada çoban olabildim ve tek derdim kaynattığım sütün dibinin tutmaması olurdu. Benim kıyametim sütün ekşimesi, bozulması yada dökülmesiydi. Rahat ve huzurlu. Mesela ben kafasına elma düşerek yer çekimini bulan ve adı tüm kitaplarda yazan kişi de olmak istemezdim. Tabi bu hikayenin bu kadar basit olmadığına eminim. Bir insan kafasına elma düştü diye yer çekimini bulmaz. Sadece tetikleyici olmuş olabilir. Hayatta bu tip küçük detaylar büyük olayları tetikler. Ayrıntılar o kadar küçüktür ki göremezsin bile. Ama her şeyi çoğu zaman onlar yönetir.

Fizik profesörü olmuş, Newton yasalarını yalamış yutmuş biri tamamen fizik ve momentum olan bilardo oyununda hiç bir başarı gösteremezken, -bazı talihsizlikler sonucu- eğitimini lise 1’e kadar tamamlayan Semih Saygıner tüm fizikçilerden daha iyi bilardo oynayabiliyor. Bu tip şeyler hayatta çok var. Radyo ve televizyon okumuş, sosyal medya uzmanı olmuş ve ABD’de yüksek lisans yapmış biri Acun Ilıcalı’ya hep kıskanç gözlerle bakacaktır. Bu gerçek değişmeyecek uzun süre. Çünkü zeki insanlar bu gücünü kullanırsa başka araçlara ihtiyaçları kalmıyor. Sizde kullanın.

Başarılı insanlarda gözlemlediğim bir diğer şey aileleriyle ilgili sorunları olması yada bir ailelerinin dahi olmaması. Siyasetçilerin bir çoğu yatılı okullarda okumuş ve belki bu biraz o dönem düşünüldüğünde anlaşılabilir. Peki Acun’u ele alalım tekrar. Ailesini bir trafik kazasında kaybediyor. Semih Saygıner’in de benzer bir hikayesi var. Daha sonra spor muhabiri televizyon şovları derken şuan vergi rekortmeni ve Türkiye’nin en iyi TV şovlarını hazırlıyor. Tabi böyle üzücü bir hikayeye sahip olup herkesin tanıdığı, zengin biri olmaktansa her insan sadece asgari ücretle çalışıp bir ailesinin olmasını tercih edecektir. Demek ki başarı ve para o kadar önemli değil. En azından mutluluğa bir araç değil.

Yüksek atlama rekoru kıran Fosbury Flop’un başarısındaki sır herkesten farklı düşünmesiydi. İyi bir yüksek atlama atleti değildi. Ama farklı düşünebildi. O güne kadar herkes yüzüstü atlarken o sırtüstü atladı ve dünya rekoru kırdı. Bugün bu atlayış onun adıyla anılıyor.  http://www.youtube.com/watch?v=Id4W6VA0uLc&feature=youtu.be

anladın

Esen kalın…

Reklamlar

“Serzeniş” için 2 yorum

  1. Sen nasıl benim kafamdan yazmışsın bu kadar şimdi. Ne yapayım ben de mi yazayım. Şaşırttın ve bu iyi bir şey 😉

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s