Girizgah

Selamlar. Küçük ve sıkıcı dünyamda kendimce gözlemlediğim olayları işime gelen ve bildiğim kadarıyla burada açıklama ihtiyacı duyuyorum. (İnsanlar neden bu tip şeyleri paylaşma ihtiyacı hisseder ki? Belki de yalnızlıktan.) Bana sorarsanız kendinize bir kız arkadaş bulun ve böyle saçma blogları okuyarak zaman kaybetmeyin derim. Pamuk helva yiyin, gün batımını izleyin, sinemada arka sıralara geçip sırf kız arkadaşınız hoşlanıyor diye dandik filmler izleyin. Ne bileyim aşık falan olun. Ama yok bunlar size uygun değilse size söyleyeceklerim var. Tabi size sunacağım şeyler son derece sınırlı. Ama öncelikle kendimi tanıtmalıyım. Kim olduğumdan ziyade siyasi anlamda olacak bu. Kendimi bir kalıba sokmak ve ideolojimi siyasi olarak tanımlamak zorunda olsaydım bu şüphesiz anarşizm olurdu. Çünkü onu istediğim gibi tanımlayabilirdim. Cemil Meriç’e göre anarşi ilk kez bir Türk kitabında ‘Kamûs-ı Felsefe’ (1914)’de şöyle tanımlanıyor: ‘Şüphe kalmamıştır ki, anarşi, sırf bir düstûr-ı itikat olarak düşünülürse, dalâlettir. Eğer fiilî ve amelî olursa cinnetten mütevellit bir cinayet, cinayet-i siyasiyedir.’ ‘Cinayet-i Siyasiye’ kulağa hoş geliyor. Anarşi her türlü baskının reddi olarak tanımlanabilir bana göre. İnsan önce tabiata bakıyor kargaşayı ve vahşeti görüyor ardından etrafına bakıyor, haksızlık ve baskıyı görüyor… En sonunda isyan ediyor. İsyan en güzel erdemlerden biri olma özelliğini hala koruyor. Sistem yüzyıllardır hep aynı şekilde işliyor evrende. Yeteneksiz, daha az kurnaz ve güçsüzler sistem içinde ya eziliyor ya da köleleştiriliyor. İşte tam o anda anarşi doğuyor. Bana göre gerçek bir anarşist bütün sosyal değerlere tepeden bakabilen ve onları eleştirebilendir. Ama bundan haz duymaz ve bunun havasını atmaz. Bunu görev addeder. Bir yerde bu onun için bir zorunluluktur, meslektir. Anarşi ile toplum arasında da büyük bir ilişki olduğunu düşünüyorum. Toplum kitleleri yönetir, kitleler yığınları. Dahiler ya bu akıntıda kayboluyor ya da çok hasar alarak pes ediyor ve yığınlara katılıyor.

Kalabalık dahiden korkar ve onu dışlama yoluna gider. Ötekileştirir. Düşüncelerini aşağılarken sırtını inançlara, tabulara ve yasalara dayar. Evet kalabalık güçlüdür bunu biliyorum ama sırf güçlü olduğu için haklı olamaz. Anarşizm ile terörizm arasında da ciddi fark var. Bu hep karıştırılır. Terör herhangi bir sorunu ya da olayı motivasyon aracı olarak kullanırken anarşizm hiçbir sorun yokken birden belirebilir. Anarşizm her hangi bir –izm’den farklı olarak kendi tanımınızı yapabilmeniz olanağını size sağlar. Başka hiçbir şey size bunu vermez. O sizindir. Sadece sizin başka kimsenin değil.

Anarşizme kargaşa demek de kolaycılık bana göre. Belli bir sistemi olan, kendini feda etmeye hazır havarileri olan bir düşünce akımı demek en doğru tanım olacaktır. Hürriyete ve insan onurunun yüceliğine inanan bir akım. Özgürlüğe susamışlık. Tek kusuru hiçbir zaman gerçekleşemeyecek olması. Komünistlikte hafif bir bafra sigarası ve yavanlık kokusu alırsınız. Ama anarşizmde bu yoktur. Şeytan herhangi bir davaya olan inancımızı kibirlerimizle ve egolarımızla yıktı. Artık egolarımız için varız. Üstelik bunu çaba harcamadan yaptı. Dünden razıydık belki, belki de değildik. Ve artık davamız yok. Davası olan insana saygım her şeyden öte. Simitçinin bile bir davası vardır. Ama bunu çok azımız görebilir.

Anarşist eleştirilmekten veya dışlanmaktan korkmamak zorunda. Ve bundan keyif almalı. Korkak insanlar olsaydı dünya tarihi ve medeniyetler bir adım bile ileri gidemezdi. Wright kardeşler kanatlı bir alet üzerinde çalıştıklarında muhtemelen ‘yanlış yapıyorsunuz’ ‘sadece kuşlar uçabilir’ gibi sözler duydular. Ve o günün şartlarında ‘yanlışı’ yaptılar. Bugün ise onların yaptıkları bu ‘yanlış’ dünyanın etrafında on binlerce filoluk bir cemiyete dönüştü ve milyonlarca müridi var. Hepsi gerçekten yaşıyor ve nefes alıyor. Üzüm sıkacağının ‘yanlış’ kullanılması sonucu matbaayı bulduk ve bugün onunla kitap basabiliyoruz. Yanlış yapma özgürlüğü dünyanın en güzel şeyi bekli de. Ve gelecek ‘yanlışı’ ‘farklıyı’ yapan/söyleyenlerle gelecek. Bundan kaçış yok. Benim düşüncem bunda anarşistlerin rolü herkesten fazla olacak.

Eski dünyanın sonu yeni dünyanın başlangıcı olacak demişti filozof. Haksız sayılmaz. Ama fazla pozitif. Muhtemelen eski dünya hiç yıkılmayacak. Ama fazlasıyla yorulacak. İstediğimizde bu. Onu biraz yoralım. Palavralarını, ezberlerini ve yalanlarını bozalım.

Merkantilizm dönemi dünyanın en güzel dönemiydi. Kömürün ve buhar makinesinin bulunmasıyla sanayileştik. Hazlarımızı ve tatminlerimizle insanlığımızı kaybettik. Balililerin dediği gibi; ‘hiçbir sanatımız yok sadece yaptığımız işi güzel yapmaya çalışıyoruz ‘. Buydu olay. Bu tamda yapmamız gereken şeydi. Yapamadık. Kendimizi en iyi, en güzel, en hızlı ve en başarılı olmaya adıyoruz. Gereksizce. Bunu yaparken de kendimize ve mesleklerimize kutsallık yüklüyoruz. Modern ‘cumhuriyet’ burjuvazisi bunu yaptı. Kendisine kocaman bir memur/asker ülkesi kurdu. Tiyatroculuk, ‘cumhuriyet aydını’ gibi kutsal meslekler yarattı.  Tiyatrocunun gözümde simitçi kadar bir değeri var. Hatta bazen daha aşağıda. Sizi eğlendiren biriyle karnınızı doyuran arasında seçim yapmak zor olmamalı. Dikkat edin kibir bütün tiyatrocuların yüzünden okunuyor.

Tabi kibir sadece insanlara özgü de değil. Günümüz devletleri de büyük kibirli birer patrondan ya da şirketten farksız. Tek gaye kendine yeni pazarlar açma ve ürün satma. Eğer ürün satamadığınız bir piyasa varsa yöneticisini değiştirme üzerine kurulu bir sistem. 2 asırdır her yerde bu böyle oldu. Hindistan’da Irak’ta Osmanlı’da…. Her devrim kapitalizme entegrasyondur. Fazlası değil. Ve her devrimin zafer masalları marşları vardır. Uğruna ölen bir sürü mücahidi. Ama çok az kahramanı vardır. Ve tüm gerçek kahramanları devrim sırasında ölmüştür. Süslü cümleler bu gerçeği ancak bir süre gizler. Halk uyandığında ise dahiler kitleleri harekete geçirir. Fedailerini bulur ve savaşta onları yitirir.  Arap baharı bunun örneğidir. Yapay ‘kurtarıcılardan’ toplum er geç kurtulur. Kurtarıcılardan kurtulmak en zorudur. Çünkü kahramanlar ölünce devrim biter. Ortalık artık ‘onlara’ kalır. Ve zafer tarihi yeniden yazılır. ‘Onlarda’ ahlak var mı derseniz? Sanmıyorum.

Bana göre ahlak dinden bağımsızdır. 50 yaşında bir adamın 15 yaşındaki bir kızla evlenmesinde dini açıdan hiçbir sorun olmayabilir ama ahlaki açıdan sorun vardır.  Bir insanın iyi ya da kötü olması bile çoğu zaman onun elinde olmadan gelişiyor. Neden? Neyse konu çok dağıldı. İşte bu ve benzeri sorulara cevap arıyoruz, arayacağız. Kimseyi kırmadan incitmeden. Bu günün tavsiyesi; yolda gördüğünüz, aşağıladığınız ve ‘neden yaşıyor ki bu?’ dediğiniz birinin hiç olmadık bir anda hiç olmadık bir yerde size yardımı dokunabilir.  Bunu aklınızdan çıkarmayın. Çünkü ben hep çıkarıyorum.

Esen kalın…

Reklamlar

“Girizgah” için 2 yorum

  1. Kız arkadaşım yok. Erkek arkadaşım da yok. (Bundan dolayı 2. paragrafa sığınıyorum.) Sizin ‘saçma blog’ diye tabir ettiğiniz şey benim kafamda büyümüş, mafsallarımdan dökülmüş gibi. (Aynı şeyi tweetleriniz için de söyleyebilirim.) Kendinize istediğiniz kadar haksızlık edebilirsiniz ama beni, benim gibi binlerce kişiyi küçümsemenize izin vermiyorum. Hoşça kalın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s